Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda sanayi tesislerinde güneş enerjisi santrali (GES) kurulumu, enerji arz güvenliğini sağlamak ve dışa bağımlılığı azaltmak adına kritik bir rol oynuyor. Ancak, özel sektörün bu alandaki yatırımları, karmaşık idari süreçler, kurumlar arası tekrarlayan belge yükleri ve onay mekanizmalarındaki seri bağımlılıklar nedeniyle ciddi darboğazlarla karşılaşıyor. Uzmanlar, mevcut mevzuatın yarattığı belirsizliklerin ve OSB ile TEDAŞ arasındaki yetki karmaşasının, yatırımcıları zor durumda bıraktığını ve devreye alma süreçlerini gereksiz yere uzattığını vurguluyor. Bu engellerin aşılması için süreçlerin sadeleştirilmesi ve performans yönetimi odaklı yeni bir modelin benimsenmesi öneriliyor.
Sanayi kuruluşlarının çatılarını ve atıl alanlarını güneş enerjisi üretimi için kullanması, hem enerji verimliliği hem de çevresel sürdürülebilirlik açısından büyük bir potansiyel taşıyor. Ekim 2024 itibarıyla Türkiye’nin kurulu gücünde güneş enerjisinin payı %16,5 seviyesine ulaşmış durumda ve bu kapasitenin büyük bir kısmı özel sektör tarafından yönetiliyor. Buna rağmen, proje hazırlık aşamasından devreye almaya kadar geçen süreçte yatırımcılar, statik uygunluktan yangın koruma sistemlerine, imar izinlerinden teknik hesaplamalara kadar çok sayıda bürokratik engelle karşılaşıyor.
Özellikle çağrı mektubu başvurusu ve TEDAŞ onay süreçlerinde istenen belgelerin farklı kurumlar tarafından tekrar tekrar talep edilmesi, ciddi bir zaman ve maliyet kaybına yol açıyor. OSB ve TEDAŞ arasındaki rol ve sorumlulukların netleştirilmemesi, yatırımcıların teşviklerden yararlanmasını zorlaştırırken, kapasite tahsisindeki belirsizlikler de mühendislik ekonomisi hesaplarını olumsuz etkiliyor.
Bu sorunlara çözüm olarak, bağlantı topolojilerinin sistematikleştirildiği ve öz tüketim bağlantılarında esneklik sağlayan yeni bir model öneriliyor. Uzmanlar, OSB’lerin yetkilerinin artırılması veya ortak komitelerin kurulmasıyla, onay süreçlerinin hızlandırılabileceğini belirtiyor. Ayrıca, saha izleme sistemlerinin ve performans yönetimi yaklaşımlarının devreye alınmasının, santrallerin verimliliğini artırarak kurulum sonrası operasyonel süreçleri iyileştireceği öngörülüyor. Sanayide güneş enerjisi yatırımlarının önündeki bu idari engellerin kaldırılması, Türkiye’nin yeşil dönüşüm hedeflerine ulaşmasında belirleyici bir adım olacaktır.