Türkiye elektrik piyasasında bağlantı kapasitesi tahsis süreçlerinin mevcut işleyişi, sistemin gerçek esneklik ihtiyaçlarından kopuk olması nedeniyle ciddi bir verimlilik sorunu yaratıyor. Bosca Law tarafından hazırlanan çalışma, mevcut modelin kapasiteyi bir hizmet aracı olarak değil, “ilk gelen alır” mantığıyla mülkiyet benzeri bir hak olarak kurguladığını vurguluyor. Bu durum, depolama yatırımlarının sistemin ihtiyaç duyduğu noktalara değil, kapasitenin erken elde edilebileceği alanlara yönelmesine yol açarak kamu yararı ve arz güvenliği açısından riskler doğuruyor. Uzmanlar, bağlantı kapasitesi tahsisinin teknik kapasite esasından çıkarılıp, ulusal ve bölgesel esneklik ihtiyacını merkeze alan, hizmet taahhüdüne dayalı yeni bir modele geçilmesi gerektiğini savunuyor.
Mevcut mevzuatta depolamalı üretim tesisi başvuruları, rüzgâr ve güneş enerjisi projelerinden farklı olarak herhangi bir yarışmaya tabi tutulmaksızın, yalnızca değerlendirmeye alınma sırasına göre karşılanıyor. Bu yapı, yatırımcıları sistemin ihtiyacını beklemek yerine kapasiteyi erkenden “rezerve etmeye” teşvik ediyor. Sonuç olarak, belirli bölgelerde kapasite hızla tükenirken, sistemin esneklik ihtiyacı olan noktalarda atıl kapasite sorunları yaşanıyor. Çalışma, bu çarpıklığın giderilmesi için TEİAŞ tarafından ilan edilen bölgesel kapasite raporlarına, bölgesel esneklik ihtiyacı analizinin de eklenmesini öneriyor.
Önerilen yeni modelde, bağlantı kapasitesi tahsisi bir “hizmet taahhüdü” ile ilişkilendiriliyor. Yatırımcıların, tesisin ilan edilen esneklik ihtiyacına fiilen katkı sağlaması koşuluna uyması bekleniyor. Bu taahhüdün yerine getirilmemesi durumunda ise geri alma mekanizmalarının devreye girmesi öngörülüyor. Böylece kapasite, bir kez elde edildikten sonra atıl bırakılabilen bir kaynak olmaktan çıkıp, sistemin kararlılığına doğrudan hizmet eden bir araca dönüşüyor.
Uluslararası uygulamalar da bu dönüşümün mümkün olduğunu gösteriyor. Britanya ve ABD gibi ülkelerde, “ilk gelen alır” modelinden vazgeçilerek, projelerin hazırlık durumu ve sistemin stratejik ihtiyaçlarına odaklanan “hazır olan bağlanır” süreçlerine geçiş yapıldığı görülüyor. Türkiye için önerilen model, bu küresel eğilimlerle uyumlu olarak, mevcut lisanslama rejimini kökten değiştirmek yerine, esneklik katmanını sisteme entegre etmeyi hedefliyor.
Bu dönüşümün hayata geçirilmesi için 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nda ve ilgili yönetmeliklerde sınırlı ancak etkili değişiklikler yapılması yeterli görülüyor. Özellikle Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği’nde yapılacak düzenlemelerle, kurul kararlarının ilan edilmiş esneklik ihtiyacına dayanması ve değerlendirme kriterlerinin çok ölçütlü hale getirilmesi kritik önem taşıyor. Uzmanlar, aşamalı bir geçiş ve ölçülebilir izleme göstergeleriyle desteklenecek bu modelin, hem yatırımcı öngörülebilirliğini artıracağını hem de arz güvenliği ile piyasa etkinliğini aynı potada eriteceğini belirtiyor.