Avrupa Birliği ve Türkiye’de sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda hayata geçirilen Yeşil Mutabakat süreci, karmaşık mevzuat yapısı ve ağır raporlama yükümlülükleri nedeniyle iş dünyasında ciddi bir darboğaza yol açıyor. Özellikle KOBİ’lerin ve ihracatçıların bu sürece uyum sağlamasını zorlaştıran bürokratik engellerin aşılması için “Düzenleme Kum Havuzu” gibi esnek ve yenilikçi çözüm modelleri öneriliyor. Mevzuatın sadeleştirilmesi ve uygulamadan beslenen bir hukuk sisteminin inşası, hem operasyonel verimliliğin korunması hem de yeşil dönüşümün hızlanması açısından kritik bir önem taşıyor.
Avrupa Birliği’nin “Daha Basit ve Daha Hızlı Avrupa” stratejisiyle başlattığı sadeleştirme çalışmaları, enerji sektöründeki sürdürülebilirlik raporlamalarının şirketler üzerindeki mali yükünü hafifletmeyi hedefliyor. Yeşil Mutabakat kapsamında yürürlüğe giren çok sayıda düzenleme, bir yandan operasyonel süreçleri yavaşlatırken diğer yandan teknolojik yeniliklere adaptasyonu güçleştiriyor. Sektör temsilcileri; Omnibus ve Quick Fix gibi uygulamalarla bürokratik süreçlerin hızlandırılmasının, yeşil dönüşümün sekteye uğramaması için zorunlu olduğunu ifade ediyor.
Türkiye özelinde ise en büyük risk unsuru olarak Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) öne çıkıyor. 2026’da tam kapasiteyle devreye girmesi beklenen Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) ile birlikte, ihracatçı firmaların co2 emisyonu takibi ve raporlaması noktasında belirsizlikler yaşadığı görülüyor. Mevzuatın yalnızca teorik kurallar bütünü olmaktan çıkarılıp saha gerçekleriyle uyumlu hale getirilmesi gerektiği belirtilirken, hantal bürokratik yapıların ihracat potansiyelini kısıtlayabileceği uyarısı yapılıyor.
Geleneksel ve aşırı ayrıntıcı hukuk yaklaşımlarının yerine, Almanya gibi ülkelerde başarıyla uygulanan “Düzenleme Kum Havuzu” (Regulatory Sandbox) modeli öneriliyor. Bu sistemde, yeni iş modelleri ve teknolojiler henüz katı yasalarla sınırlandırılmadan önce denetimli bir ortamda test ediliyor. Teknolojinin ve sosyal ihtiyaçların hızla değiştiği bir dönemde bu esnek yaklaşım, yasaların güncelliğini korumasına ve daha sağlıklı bir hukuki altyapının oluşmasına olanak tanıyor.
Sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için geliştirilen yöntemlerin de uygulanabilir olması gerektiği vurgulanıyor. Dağıtık enerji sistemlerine geçişte bireysel ve küçük ölçekli yatırımcıların sürece dahil edilebilmesi, ancak sade ve anlaşılır bir mevzuatla mümkün olabilecek. Mevzuatın bir engel olmaktan çıkarılıp dönüşümü destekleyen esnek bir omurgaya dönüştürülmesi, küresel rekabette Türkiye’nin en önemli kozlarından biri olarak görülüyor.