Ne arıyorsunuz?

Yeşil İyimserlik Daha Olgun Bir Halde Yaşıyor

Viyana’da IVECF 2026’dan izlenimler: Enerji dönüşümü artık bir vizyon değil, bir uygulama gündemi.

Son yıllarda enerji dönüşümünün önü hiç bu kadar çetin görünmemişti. Savaşlar, jeopolitik gerilimler, daralan finansman olanakları ve çok taraflı iş birliğinin yavaşlayan ritmi, bu alanı gerçek anlamda zorlu bir zemine taşıdı. Viyana’da düzenlenen Uluslararası Viyana Enerji ve İklim Forumu’na (IVECF 2026) bu bağlamda katıldım.
UNIDO, Avusturya Dışişleri Bakanlığı, Avusturya Kalkınma Ajansı ve IIASA’nın birlikte düzenlediği forum, enerji dönüşümü, yeşil sanayileşme ve iklim dayanıklılığını birbirinden kopuk başlıklar olarak değil; kalkınma, güvenlik ve refah meselelerinin tam ortasında ele aldı.

Forumun aklımda bıraktığı en güçlü iz, parlak sloganlar değildi. Asıl dikkat çekici olan, salondaki kararlılıktı. Dünyanın içinde bulunduğu karmaşaya rağmen orada hâlâ ciddi biçimde çalışan, çözüm üretmeye çabalayan insanlar vardı. İyimserlik vardı, ama naif değildi. Umut vardı, ama boş değildi. Daha çok, zorlukların farkında olan insanların inşa etmeye devam etmesinden doğan bir direnç hissiydi bu.

İyimserlik vardı, ama naif değildi. Umut vardı, ama boş değildi.

Forum başlamadan önce, Enerji Dönüşümü için Mühendisler Konseyi’nin (CEET) nisan toplantısına UNIDO merkezinde katıldım. Hibrit formatta gerçekleşen bu oturumda CEET’in BM sistemi içindeki etkisinin nasıl güçlendirilebileceği, özellikle Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ve Orta Afrika ekseninde bölgesel iş birliklerinin nasıl derinleştirilebileceği tartışıldı. Önümüzdeki aylarda Küçük Ada Devletleri (SIDS) ve ASEAN konularına daha yakından odaklanmayı planladığımdan, bu bölüm benim için özellikle önemliydi.

Forum kapsamında ise 9 Nisan’da Hofburg Sarayı’ndaki yuvarlak masa oturumuna katıldım: “Yaparak Öncülük Etmek: Orta Gelirli Ülkeler Yeşil Sanayi Dönüşümünün İtici Gücü Olabilir mi?” Bu oturumun değeri, klasik bir panel olmamasındaydı. Uzun sunumların ardına saklanan genel geçer cümleler yerine, uygulamadaki gerçek darboğazlar, finansman açıkları ve ölçeklenebilir çözümler üzerine daha samimi bir tartışma zemini kurulmuştu.

Oturumun inovasyon bölümünde söz aldım. Temel soru şuydu: Orta gelirli ülkelerde gerçekten işe yarayan modeller hangileri ve bunlar başka coğrafyalara nasıl uyarlanabilir? Yanıtımın özü şuydu: Orta gelirli ülkelerde yenilik, çoğu zaman yalnızca yeni bir teknoloji geliştirmek anlamına gelmiyor. Fark yaratan şey; iş modeli, finansman kurgusu, kurumsal eşgüdüm ve uygulama kapasitesinin birlikte çalışabilmesidir.

Başka bir deyişle, dönüşümü taşıyan şey çoğu zaman tek bir icat değil; o icadı ölçeğe taşıyacak mimarinin kurulabilmesidir. Riskin nasıl paylaşıldığı, yatırımcının önünü görebilmesi için hangi mekanizmaların oluşturulduğu, yerel kapasitenin nasıl geliştirildiği ve tüm bunların toplumsal fayda ile nasıl buluşturulduğu, en az teknolojinin kendisi kadar belirleyicidir. Bu yüzden orta gelirli ülkelerde çoğaltılabilir olan şey çoğu zaman tek bir proje değil; o projenin arkasındaki sistem mantığıdır.

Bu çerçeve, forumun genel havasıyla örtüşüyordu. Viyana’da sık sık şunu hissettim: Yeşil sanayileşme artık salt bir vizyon cümlesi değil, somut bir uygulama gündemi. Forum yapısı da bunu yansıtıyordu: Bir yanda küresel siyasi diyalog, öte yanda ülke ve bölge ölçeğinde pratik deneyimler ve ortaklıklar. En az gelişmiş ülkeler, denize kıyısı olmayan gelişmekte olan ülkeler, küçük ada devletleri ve kriz koşullarındaki ekonomiler için bu tartışmaların ayrı anlam taşıması da dikkat çekiciydi. Çünkü burada konuşulan şey soyut bir dönüşüm anlatısı değil, her ülkenin kendi başlangıç noktasından hareketle nasıl yol açabileceğiydi.

Yuvarlak masa tartışmalarının IVECF sonuç raporuna girdi sağlaması planlanıyor; ayrıca orta gelirli ülke deneyimlerinden hareketle başka coğrafyalara uygulanabilecek dersleri derleyen ayrı bir yayın hazırlanması öngörülüyor. Bunun yanında bir Karbonsuzlaşma Uygulayıcıları Ağı kurulması ve Güney-Güney iş birliğinin güçlendirilmesi de gündemde. Yani mesele yalnızca konuşmak değil; konuşulanı kurumsal sürekliliğe bağlayabilmek.

Viyana’dan bende kalan esas his şu oldu: Yeşil iyimserlik hâlâ yaşıyor, ama artık daha olgun bir biçimde. Eski türden, kendiliğinden coşan bir iyimserlik değil bu. Daha temkinli, daha gerçekçi, daha sağlam. Bugünün sert jeopolitik ve ekonomik gerçeklerini inkâr etmeden; tam tersine, o gerçeklerin içinden geçerek yol açmaya çalışan bir irade.

Bugün enerji dönüşümünün asıl sınavı teknik imkân meselesi değil. Asıl soru şu: Hangi ülkede, hangi sektörlerde, hangi finansman yapısıyla, hangi kurumsal kapasiteyle ve hangi toplumsal uzlaşmayla bu dönüşüm gerçekten hayata geçirilebilecek? Viyana’da duyduğum en güçlü mesaj buydu. Yeşil dönüşüm artık yalnızca iyi niyetli bir hedef değil; planlama, finansman, koordinasyon ve sebat isteyen bir kalkınma meselesi. Ve bunu ciddiyetle taşımaya çalışan güçlü bir topluluğun hâlâ orada olduğunu görmek, insana iyi geliyor.

Selen İnal
EcoMuse Danışmanlık Kurucusu ve Birleşmiş Milletler Enerji Dönüşümü için Mühendisler Konseyi (CEET) Üyesi