Mensis Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Vahap Atalay, SolarVizyon2025 etkinliğinin ikinci oturumunda gerçekleştirdiği sunum ve konuşmada, Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesi, şebeke altyapısının durumu ve modern şebekeye geçiş sürecindeki darboğazlar üzerine odaklanmıştır. Hukukçu kökenli olmasına rağmen konuyu teknik ve stratejik bir perspektifle ele alan Atalay, özellikle dağıtılmış kapasiteler ile sahada gerçekleşen yatırımlar arasındaki farka dikkat çekmiştir.
Vahap Atalay’ın sunumundan ve konuşmasından öne çıkan temel başlıklar ve detaylar şunlardır:
1) Yenilenebilir Enerji Kapasitesi ve “Bekleyen” Potansiyel
Atalay, Türkiye’nin mevcut elektrik kurulu gücünün 121.412 MW seviyesine ulaştığını ve bunun %62’sinden fazlasının yenilenebilir kaynaklardan oluştuğunu belirtmiştir. Özellikle güneş enerjisinin bu yıl büyük bir performans göstererek kaynak dağılımında ikinci sıraya yerleştiğini vurgulamıştır.
Ancak konuşmasındaki en çarpıcı veri, tahsis edilen kapasite ile devreye alınan kapasite arasındaki büyük farktır:
Toplam Tahsis Edilen Kapasite: Rüzgar ve güneş için toplamda 116.751 GW kapasite tahsis edilmiştir.
Devrede Olan Kapasite: Bu kapasitenin sadece yaklaşık 41 GW’lık kısmı şu anda aktiftir.
Bekleyen Kapasite (Devrede Olmayan): Henüz yatırıma dönüşmemiş ve devreye girmemiş yaklaşık 70 GW’lık bir kapasite bulunmaktadır.
Bu bekleyen kapasitenin büyük bir kısmının lisanssız projelerden ve depolamalı güneş enerjisi santrallerinden (GES) oluştuğunu belirten Atalay, önümüzdeki 5-10 yıl içinde bu yatırımların hayata geçmesiyle yenilenebilir enerji oranının %75-80 seviyelerine çıkacağını öngörmektedir.
2) Klasik Şebekeden Modern Şebekeye Geçiş
Atalay, yenilenebilir enerji penetrasyonunun artmasıyla birlikte “Klasik Şebeke” yapısından “Modern Şebeke” yapısına geçişin zorunlu olduğunu teknik bir dille ifade etmiştir.
Şebeke Sorunu: Eski tip konvansiyonel santrallerin (senkron jeneratörler) sağladığı atalet (inertia) ve kararlılığın, güç elektroniği tabanlı (şebeke otakip eden invertörlü) yenilenebilir santrallerde bulunmaması şebeke yönetimini zorlaştırmaktadır,.
Teknolojik Çözümler: Modern şebeke için HVDC (Yüksek Gerilim Doğru Akım) hatları ve özel iletkenlerin kullanılması gerektiğini belirtmiştir. Örneğin, mevcut iletkenlerin yerine maliyeti iki kat olsa da akım taşıma kapasitesini iki katına çıkaran ve direk sayısını azaltan özel iletken teknolojilerinin (örneğin ACCC) kullanılabileceğini aktarmıştır.
Dijitalleşme ve Yapay Zeka: Şebekenin yönetimi için dijitalleşme, yapay zeka ve siber güvenlik yatırımlarının kritik öneme sahip olduğu vurgulanmıştır.
3) Tedarik Zinciri Krizleri ve Altyapı Yatırımları
Şebeke modernizasyonu gerekliliğine rağmen, tedarik zincirinde ciddi aksamalar yaşandığına dikkat çekilmiştir. Atalay, şu an bir 400 kV kesici (breaker) için termin süresinin 80 haftaya kadar çıktığını belirterek, altyapı yatırımlarının önündeki fiziksel engelleri somut bir örnekle açıklamıştır. Devletin, yerli tedarik zincirini geliştirmek için HIT-30 benzeri teşvik mekanizmalarını şebeke ekipmanları (örneğin özel iletkenler) için de uygulaması gerektiğini savunmuştur.
4) Depolamanın Stratejik Önemi ve Maliyet Etkisi
Sunumunda depolama sistemlerinin sadece bir enerji deposu değil, şebeke için bir “baz yük” (baseload) dengeleyicisi olduğunu vurgulamıştır. Depolama eksikliğinin sisteme maliyet olarak geri döndüğünü, baz yükü korumak için termik santrallerin çalıştırılmak zorunda kalındığını ve bunun megavat saat başına maliyetleri (75 dolar seviyeleri) etkilediğini ifade etmiştir.
Mensis Enerji sunum dosyasında depolama uygulama senaryoları şu şekilde detaylandırılmıştır:
-Peak Shaving (Tepe Yükü Tıraşlama):Düşük talep anında şarj, yüksek talep anında deşarj.
-Load Shifting (Yük Kaydırma):Net yük eğrisinin yönetilmesi.
-Arbitraj:Piyasa fiyat farklarından yararlanma.
-Yan Hizmetler:Frekans kontrolü ve rezerv sağlama.
5. Çözüm Önerileri: Master Plan ve İşbirlikleri
Vahap Atalay, konuşmasını sektörün geleceği için kritik önerilerle sonlandırmıştır:
– Kapsamlı Master Plan: TEİAŞ’ın çalışmaları olsa da, güncel ve geleceği (2030-2050 vizyonunu) kapsayan, tüm paydaşlarla paylaşılan yeni bir şebeke master planına ihtiyaç vardır.
– Kamu-Özel Sektör-STK İşbirliği: Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) görüşlerinin sadece dinlenilmesi değil, dikkate alınıp uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Kamu ile diyalog zemininin güçlendirilmesi en önemli önerilerinden biridir.
– Yeni İş Modelleri: Şebeke yatırımlarının finansmanı ve yapımı için özel sektörün dahil olduğu Yap-İşlet-Devret (BOT) veya Yap-Devret-İşlet (BTO) gibi modellerin geliştirilmesi gerektiğini, Çin’deki gibi özel sektörün şebeke altyapısını kurup kamuya devrettiği modellerin Türkiye’de de uygulanabileceğini savunmuştur.
Gelecek dönem planlamalarında sadece teknik iyileştirmeler değil, finansal ve idari modellerin de güncellenmesi temel öncelikler arasında yer alıyor. Kamu ve özel sektör arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi, sivil toplumun süreçlere dahil edilmesi ve yeni nesil finansman araçlarının devreye alınması, yeşil dönüşümün başarısı için hayati önem taşıyor. Esnek şebeke modernizasyonu ve tedarik zincirinin güçlendirilmesiyle desteklenen bu süreç, Türkiye’nin düşük co2 emisyonu hedefleri doğrultusunda enerji bağımsızlığını perçinleyen en önemli hamlelerden biri olarak görülüyor.