SolarVizyon 2025 sahnesinde sektöre ayna tutan Fons Solar Kurucu Ortağı Osman Karadoğan, Türkiye’nin güneş enerjisi serüvenini “Geç bulduk, çabuk kaybettik” sözleriyle özetledi. İngiltere örneği üzerinden “dağıtık enerji” kavramının Türkiye’de yanlış kurgulandığını verilerle ortaya koyan Karadoğan, Ekim 2022’de yapılan yönetmelik değişikliğinin sektörde tekelleşmeye yol açtığını ve çatı pazarını daralttığını savundu.
Güneş enerjisi sektörünün deneyimli isimlerinden Osman Karadoğan, SolarVizyon 2025’te yaptığı konuşmada, Türkiye’nin 2012’den bugüne uzanan güneş enerjisi yolculuğunun detaylı bir panoramasını çizdi. Karadoğan, toplam kurulu güç hedeflerine ulaşılsa da, enerjinin tabana yayılması konusunda ciddi stratejik hatalar yapıldığını vurguladı.
İngiltere 900 Bin Tesisle Yaptı, Biz 5 Bin Tesisle…
Karadoğan, Türkiye’nin güneş enerjisindeki yapısal sorununu 2018 yılı verileri üzerinden İngiltere ile kıyaslayarak çarpıcı bir şekilde ortaya koydu.
O dönemde Türkiye’nin 4.587 MW kurulu güce sahip olduğunu hatırlatan Karadoğan, şu analizi paylaştı:
“Biz o dönem 4.5 GW güce, kağıt üzerinde 5.111 tesisle ulaşmıştık. Ancak sektördekiler bilir ki, bu tesislerin çoğu yan yana kurulmuş ‘1+1+1 MW’ şeklindeki yapılarla aslında yaklaşık 3.000 noktadaydı. Aynı dönemde İngiltere 12 GW güce sahipti ancak bunu tam 939.000 farklı tesisle başarmıştı. İngiltere’de 0-4 kW arası 880.000 mikro tesis vardı. İşte gerçek dağıtık enerji budur.”
Karadoğan, Türkiye’nin kurulu gücü artırmasına rağmen, sistemin dağıtıklık oranını artıramadığını ve enerjinin tabana yayılamadığını belirtti.
Kırılma Noktası: Ekim 2022 Yönetmeliği
Sektörün son yıllardaki seyrini değerlendiren Karadoğan, özellikle 2022 yılı Ekim ayında yapılan yönetmelik değişikliğinin (5.1.h maddesi kapsamında bölge sınırının kaldırılması) piyasa dengelerini bozduğuna dikkat çekti.
Bu değişikliğin, kapasitelerin büyük oyuncular tarafından bloklanmasına neden olduğunu belirten Karadoğan, süreci şu sözlerle eleştirdi:
“Bölge sınırı ve üst sınır gücü olmadan yayınlanan yönetmelikle senaryo değişti. 100 MW’lık kapasiteyi tek bir firma alabildi. Bu durum, kapasitelerin tükenmesine ve iş hacminin genele yayılmasının engellenmesine yol açtı. Şu an sektör ‘parçalı bulutlu’; kapasite yok, oyunun kuralları sürekli değişiyor ve bürokrasiyle arası iyi olmayan firmalar süreci yönetmekte zorlanıyor.”,
Sektör İçin Bir “Paralel Evren” Senaryosu
Karadoğan, konuşmasının en dikkat çeken bölümünde, “Eğer geçmişte farklı kararlar alınsaydı bugün nasıl bir sektör olurdu?” sorusuna yanıt arayan bir “Paralel Evren” senaryosu çizdi. Karadoğan’a göre, eğer 2 yıl önce şu adımlar atılsaydı, bugün daralan bir pazar yerine çok daha canlı bir sektör konuşuluyor olacaktı:
1. Kapasite Sınırı: Bir tüzel kişilik, bir trafo merkezinde maksimum 5 MW kurabilseydi ve lisanssız kapsamında toplamda 20 MW’ın üzerine çıkamasaydı.
2. PPA ve Lisanslı Model: Büyük kapasiteli yatırımlar lisanssız pazarı işgal etmek yerine, tüm dünyada olduğu gibi PPA (Enerji Alım Anlaşması) ve lisanslı modellerle yapılsaydı.
3. Depolama Odağı: Depolamalı GES projeleri sadece arazilere değil, öncelikle endüstriyel çatıların üzerine odaklansaydı.
4. Mikro GES Teşviki: 0-10 kW arası evsel sistemlerin yaygınlaşması için özel yönetmelikler çıkarılsaydı. Bu senaryo gerçekleşseydi, bugün azalan oyuncu sayısı yerine, hiç görmediğimiz kadar çok firmanın ve paydaşın olduğu devasa bir ekosistemi konuşuyor olurduk.
Sadece GW Hedefi Yetmez, ‘1 Milyon Çatı’ Hedefi Lazım
Konuşmasının sonunda gelecek vizyonuna değinen Osman Karadoğan, Türkiye’nin 2035 yılı için koyduğu rüzgar ve güneş toplamındaki 120 GW hedefine ulaşmakta zorlanmayacağını, ancak asıl meselenin “nasıl ulaşılacağı” olduğunu belirtti.
Mevcut durumda çatı projelerinin geleceğine dair net bir oyun planı olmadığını savunan Karadoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Her yıl 3-5 GW YEKA veya arazi projesi yapılabilir. Ama bunun yanına ‘1 milyon çatı’ veya ‘1,5 milyon tesis’ gibi adet bazlı hedefler koymamız lazım. Sadece kurulu güce odaklanmak yerine, sistemin dağıtıklığını hedefleyen ve buna uygun finansman ile bürokrasi koşullarını sağlayan yeni bir yol haritasına ihtiyacımız var.”,