Ne arıyorsunuz?

Ren Nehrindeki Su Seviyesi Düştü Enerji Krizi Derinleşti

Avrupa’yı etkisi altına alan aşırı sıcak hava dalgaları, Ren Nehri’ndeki su seviyelerini son 36 yılın en düşük noktasına çekerek enerji tedarik zincirinde ciddi bir darboğaz oluşturdu. Özellikle Almanya’nın güneyi ve İsviçre’ye yapılan kömür, petrol ve demir cevheri gibi kritik kaynakların sevkiyatı, nehirdeki su seviyesinin 28 santimetreye kadar gerilemesiyle sekteye uğradı. Lojistik maliyetlerinin rekor seviyelere tırmandığı bu süreçte, önümüzdeki günlerde beklenen yeni sıcak hava dalgaları ve yağışsız hava durumu, nehir taşımacılığındaki krizin derinleşeceğine işaret ediyor.

Almanya federal verilerine göre, nehrin en kritik geçiş noktalarından biri olan Kaub’daki su seviyesi 2018’den bu yana görülen en düşük düzeye indi. Tahminler, bu seviyenin cuma günü itibarıyla 24 santimetreye kadar düşebileceğini ve bunun 1990 yılından bu yana kaydedilen en düşük değer olacağını gösteriyor. Yaklaşık 1.290 kilometre uzunluğundaki nehir, Avrupa’nın iç kesimlerine enerji ve hammadde ulaştırılmasında hayati bir rol oynuyor.

Nehirdeki su seviyesinin düşmesi, navlun fiyatlarını da doğrudan etkiliyor. Rotterdam’dan Karlsruhe’ye dizel yakıt taşımanın maliyeti, verilerin tutulmaya başlandığı 2009 yılından bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Almanya Su Yolları İdaresi’nden (WSV) Florian Krekel, su seviyesindeki her bir santimetrelik düşüşün lojistik operasyonları daha da zorlaştırdığını ve ufukta yağış görünmediğini belirtti.

Kriz, kömür tedarik zincirinde de ciddi aksamalara yol açıyor. Amsterdam-Rotterdam-Antwerp limanlarındaki kömür stokları bahar aylarından bu yana yaklaşık %75 oranında artış gösterirken, bu kaynakların iç kesimlere taşınması için kullanılan mavna yüklemeleri dörtte üç oranında azaldı. DBX Commodities CEO’su Alexandre Claude, Ren Nehri’nin iç kesimlere kömür sevkiyatını neredeyse tamamen durdurduğunu ve Rotterdam limanlarında uzun kamyon kuyruklarının oluştuğunu ifade etti. Avrupa genelinde etkili olan kuraklık ve sıcaklıklar, sadece lojistik ağlarını değil; aynı zamanda enerji sistemlerini, halk sağlığı hizmetlerini ve orman yangınlarıyla mücadele süreçlerini de olumsuz etkilemeye devam ediyor.