Küresel Güney’in önde gelen ekonomisi Hindistan ve çevresindeki ülkelerde gerçekleştirilen enerji odaklı gözlemler, sanayi dekarbonizasyonu ile dijital altyapı yatırımları arasındaki kritik ilişkiyi gözler önüne seriyor. Hindistan’ın çelik, rafineri ve ilaç sektörlerindeki devasa kapasite artışları, yüksek enerji maliyetleri ve karbon düzenlemeleriyle sınanırken; Sri Lanka, Maldivler ve Katar gibi ülkeler, yenilenebilir enerji entegrasyonu ve dijital dönüşüm süreçlerinde farklı stratejiler izliyor. Özellikle Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) gibi küresel regülasyonlar, Türkiye gibi ülkelerin sanayi rekabetçiliğini doğrudan etkileyen birer test sahasına dönüşmüş durumda.
Hindistan, 2030 yılına kadar ham çelik üretimini 300 milyon tona çıkarma hedefiyle dünyanın en büyük sanayi oyuncularından biri olma yolunda ilerliyor. Ancak ülkenin sanayiye sunduğu elektrik fiyatları, küresel rakiplerine kıyasla oldukça yüksek seyrediyor. Bu durum, enerji maliyetlerinin toplam üretim içindeki payını artırarak rekabet gücünü zorluyor. Hindistan’ın veri merkezi yatırımlarına ayırdığı devasa sermaye ile temiz sanayi dönüşümüne ayırdığı kaynaklar arasındaki uçurum, politika önceliklerinin nereye odaklandığını net bir şekilde gösteriyor.
Sri Lanka, yenilenebilir enerji hedeflerini gerçekleştirmek adına depolama projelerine ve deniz üstü rüzgar enerjisi potansiyeline odaklanmış durumda. Ülke, ekonomik geçmişini göz önüne alarak yerli girişimcileri destekleyen bir model benimserken, finansman maliyetlerini düşürmek için uluslararası sermayeyi çekmeye çalışıyor. Özellikle Mannar ve Puttalam bölgelerindeki rüzgar projeleri, ülkenin 2030 karbon nötr hedefleri için kritik birer adım olarak öne çıkıyor.
Maldivler ise dijital dönüşümü ekonomik kalkınmanın merkezine yerleştirerek “Dijital Öncelikli Ülke” olma iddiasını taşıyor. Ancak bu iddialı hedeflerin gerçekleşmesi, enerji altyapısının dizel bağımlılığından kurtarılmasına bağlı. Ülkedeki resort otellerde uygulanan güneş paneli ve depolama sistemleri, dizel tüketimini azaltmada başarılı bir model sunuyor. Bu model, Türkiye’deki mühendislik ve kurulum firmaları için ada ekonomileri ve off-grid tesislerde yeni iş fırsatları barındırıyor.
Katar, jeopolitik risklere rağmen LNG kapasitesini artırma programını kararlılıkla sürdürüyor. Ülkenin kriz anlarında dahi altyapı yatırımlarını kesmemesi, stratejik önceliklerinin ve geleceğe olan güveninin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Katar’ın LNG tesislerindeki inşaat disiplini, enerji arz güvenliğinde sürekliliğin önemini vurguluyor.
Türkiye özelinde ise sanayicilerin 5/1-h kapsamında gerçekleştirdiği güneş paneli yatırımlarının CBAM uyumu konusunda dikkatli olması gerekiyor. Mevcut lisanssız üretim modeli, AB’nin aradığı fiziksel entegrasyon ve belgelendirme standartlarını tam olarak karşılamıyor. Sanayicilerin, karbon avantajlarını belgeleyebilmeleri için yatırımlarını lisanslı yapıya dönüştürmeleri ve saatlik üretim verilerini şeffaf bir şekilde arşivlemeleri, rekabet avantajlarını korumaları açısından hayati önem taşıyor.