Ne arıyorsunuz?

İklim Krizinde Kritik Eşik

Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından yayımlanan yeni bir rapor, dünyanın iklim değişikliğiyle mücadelede kritik bir eşiğe yaklaştığı konusunda uyarıyor. Paris Anlaşması ile belirlenen 1,5 derecelik küresel ısınma sınırının aşılma tehlikesiyle karşı karşıya olan gezegenimiz, geri dönüşü olmayan çevresel kırılma noktalarına sürükleniyor. Uzmanlar, felaket boyutundaki sonuçların önlenebilmesi için 2035 yılına kadar sera gazı emisyonlarının yarı yarıya azaltılması ve atmosferden milyarlarca ton CO2 emisyonunun temizlenmesi gerektiğini vurguluyor. Mevcut politikalarla dahi sıcaklık artışının 1,7 ila 1,8 dereceyi bulabileceği öngörülüyor.

Sanayi öncesi dönem olan 1850-1900 yılları arasındaki sıcaklık seviyeleri baz alındığında, 190’dan fazla ülke ısınmayı 1,5 derece ile sınırlama sözü vermişti. Ancak güncel emisyon verileri, bu hızla devam edilmesi durumunda 2100 yılına kadar sıcaklık artışının 2,7 ila 3 dereceye ulaşabileceğini gösteriyor. İklim bilimciler, ısınmanın her 20 yılda bir 0,5 derece arttığına dikkat çekerek, dünyanın bu hızdaki bir değişime hazırlıksız olduğunu belirtiyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, krizin aşılması için üç temel stratejiye odaklanılması gerektiğini ifade etti. Bu stratejiler; yenilenebilir enerjiye geçişin hızlandırılması, fosil yakıtların kademeli olarak terk edilmesi ve metan kirliliğinin azaltılırken ormanlar ile okyanuslar gibi doğal karbon yutaklarının korunmasını kapsıyor. Geçmişteki eylemsizlik nedeniyle emisyonları düşürmek için kalan sürenin oldukça daraldığına işaret ediliyor.

Kuzey Amerika ve Avrupa’da yaşanan ölümcül sıcak hava dalgaları, iklim değişikliğinin etkilerinin halihazırda en gelişmiş ülkelerin bile uyum kapasitesini zorladığını kanıtlıyor. Uzmanlar, artık temel önceliğin sıcaklık artışının zirve noktasını sınırlamak ve “aşım” süresini mümkün olduğunca kısa tutmak olması gerektiğini savunuyor. Bu süreçte atılacak adımlar, özellikle savunmasız toplulukların gelecekteki çevresel felaketlerden korunması açısından hayati önem taşıyor.