Ne arıyorsunuz?

İklim Değişikliği Sel Ve Kuraklık Riskini Artırıyor

Dünyanın dört bir yanında eş zamanlı olarak yaşanan şiddetli yağışlar, seller ve uzun süreli kuraklıklar, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini gözler önüne seriyor. Meteoroloji Yüksek Mühendisi Kutay Mıhlıardıç, kuraklık ve selin birbirinden bağımsız değil, aynı iklimsel sürecin iki farklı yüzü olduğunu vurguluyor. Atmosferin ısınmasıyla su döngüsünün hızlandığını belirten uzmanlar, yağışların artık daha seyrek ancak çok daha sert ve yıkıcı karakterde gerçekleştiğine dikkat çekiyor. İstanbul gibi büyükşehirlerde görülen ani sağanakların barajları doldurmakta yetersiz kaldığı, kentleşme ve altyapı sorunlarının ise bu riskleri daha da büyüttüğü ifade ediliyor.

İklim değişikliğiyle birlikte atmosferin ısınması, havanın daha fazla nem tutmasına neden oluyor. Her bir derecelik sıcaklık artışı, havanın yaklaşık yüzde 7 daha fazla su buharı taşıması anlamına geliyor. Bu durum, yağışların dolu ve fırtına eşliğinde çok daha şiddetli gelmesine yol açarken, iki yağış dönemi arasında topraktan daha fazla su çekilerek kuraklığın etkisinin artmasına neden oluyor. Akdeniz Havzası, küresel ortalamadan yüzde 20 daha hızlı ısınarak bu değişimden en çok etkilenen bölgeler arasında yer alıyor. Geçmişte on yılda bir beklenen aşırı hava olaylarının sıklığı ve şiddeti günümüzde yüzde 30 oranında artmış durumda; küresel ısınmanın 2 dereceye ulaşmasıyla bu oranın yüzde 70’e çıkabileceği öngörülüyor.

İstanbul’da etkili olan ani sağanaklar, su kaynaklarının beslenmesi açısından beklenen faydayı sağlamıyor. Toprağın suyu emme kapasitesinin sınırlı olması ve kentsel alanlardaki betonlaşma, suyun toprağa sızmadan hızla dere ve rögarlar aracılığıyla denize karışmasına neden oluyor. Barajların dolması için uzun süreli ve düzenli yağışlara ihtiyaç duyulurken, kış aylarında kar yağışının azalması da doğal su rezervlerinin oluşumunu olumsuz etkiliyor.

Uzmanlar, taşkın riskini azaltmak için “sünger kent” modellerinin benimsenmesi gerektiğini savunuyor. Kopenhag ve Rotterdam gibi şehirlerde uygulanan, suyun kontrollü bir şekilde tutulup yavaşça salınmasını sağlayan altyapı çözümlerinin Türkiye’de de yaygınlaştırılması öneriliyor. Dere yataklarının imara açılmasının büyük bir hata olduğunu belirten Mıhlıardıç, “Su, eski yatağını unutmaz” uyarısında bulunarak, dere yataklarının suya geri verilmesi ve kentsel altyapının gelecekteki iklim koşullarına göre yeniden tasarlanması gerektiğini belirtiyor.

Su güvenliğinin artık sadece yağış miktarına bağlı kalmadığı, suyun verimli kullanılmasının hayati önem taşıdığı vurgulanıyor. Arıtılmış atık suyun değerlendirilmesi, şebekelerdeki kayıpların azaltılması ve yağmur suyunun depolanması gibi önlemler, kuraklıkla mücadelede en etkili yöntemler olarak öne çıkıyor. Ayrıca, yapay zekâ destekli erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi ve bu uyarıların vatandaşları doğrudan harekete geçirecek şekilde optimize edilmesi, aşırı hava olaylarının yol açabileceği can ve mal kayıplarını önlemek için kritik bir adım olarak görülüyor.

KAYNAK