Türkiye’de güneş enerjisi yatırımları hızla artarken, iklim değişikliğinin beraberinde getirdiği aşırı hava olayları, açık arazideki güneş panelleri için ciddi bir risk oluşturuyor. Özellikle yüksek rakımlı bölgelerde kar yükü, projelendirme aşamasında doğru analiz edilmediğinde finansal ve operasyonel kayıplara yol açabiliyor. Sektördeki genel kabul görmüş standartların veya yüzeysel kabullerin ötesine geçilerek, saha özelinde yapılan detaylı iklim etütleri, yatırımın sigortalanabilirliği ve uzun vadeli güvenliği açısından kritik bir öneme sahip.
Güneş enerjisi santralleri (GES), iklim değişikliğiyle mücadelede en ölçeklenebilir temiz enerji kaynağı olsa da, bu santrallerin kendisi iklimin uç olaylarına karşı savunmasız kalabiliyor. Uzmanlar, ısınan atmosferin daha fazla nem taşıması nedeniyle kar yağışı gün sayısının azalsa bile, tek bir fırtınada düşen kar yükünün ve yoğunluğunun artabileceğine dikkat çekiyor. Sivas örneğinde yapılan 76 yıllık iklim verisi analizi, son yılların “sakin” geçmesinin yanıltıcı olduğunu ve yatırım komitelerinin geçmiş verileri doğru okuması gerektiğini ortaya koyuyor.
Sektörde sıkça karşılaşılan üç temel zayıflık, GES projelerinin kar yükü karşısındaki kırılganlığını artırıyor. İlk olarak, tasarım kar yükü sahanın gerçek iklim verilerinden ziyade genel kod tablolarına veya “sektör alışkanlığı” olan yuvarlak rakamlara dayandırılıyor. İkinci olarak, rekabetçi fiyatlandırma baskısı nedeniyle çelik konstrüksiyonlarda marj bırakılmaması, en küçük bir aşırı yükte sistemin çökmesine neden oluyor. Son olarak, güneş panelleri için geçerli olan mekanik yük sertifikalarının, taşıyıcı sistemin ve temellerin sağlamlığı anlamına gelmediği göz ardı ediliyor.
Uluslararası standartlar, kalıcı yapıların 50 yıllık dönüş periyoduna sahip karakteristik zemin kar yüküne göre tasarlanmasını şart koşuyor. Sivas’taki 1870 metre rakımlı bir saha üzerinde yapılan incelemeler, sektörde yaygın kabul gören 250 kg/m² değerinin, gerçek iklim koşullarında 3,5-4,8 kN/m² seviyelerine çıkabileceğini gösteriyor. Bu durum, doğru veriye dayanmayan projelerin bilanço üzerinde “açık pozisyon” taşıdığı anlamına geliyor.
Kar yükü, sigorta primlerinden kredi teminatlarına kadar her aşamada fiyatlanabilir ve yönetilebilir bir risktir. Yatırım kararından önce yapılan saha özelinde iklim etütleri; arazi seçiminde eleme gücü sağlarken, finansman aşamasında “bilinemezdi” tartışmalarını kapatıyor. Doğru veriye sahip olan yatırımcılar, riskleri mühürleyerek tesislerini iklimin yıkıcı etkilerine karşı koruyabiliyor ve güçlendirme bütçelerini en riskli noktalara daha verimli bir şekilde yönlendirebiliyor.