Hindistan, yenilenebilir enerji sektöründe tarihi bir dönüm noktasına ulaşmaya hazırlanıyor. Wood Mackenzie tarafından hazırlanan rapora göre, ülkedeki güneş paneli kurulumlarının 2026 yılı sonu itibarıyla 50 GWdc seviyesini aşması bekleniyor. Yılın ilk yarısında kaydedilen 34 GWdc’lik hızlı büyüme, geliştiricilerin Onaylı Model ve Üretici Listesi-II (ALMM-II) düzenlemesi öncesinde projelerini tamamlama çabalarından kaynaklandı. Yerli üretimi desteklemeyi amaçlayan bu politika, güneş hücresi tedarikinde dar boğaza yol açarak sistem maliyetlerinde yıl sonuna kadar yüzde 20’lik bir artış yaşanabileceği uyarısını beraberinde getiriyor.
Hindistan’ın güneş enerjisi kapasitesindeki bu hızlı artış, hükümetin yerli üretimi teşvik etme stratejisiyle şekilleniyor. ALMM-II zorunluluğu, devlet destekli projelerde kullanılan güneş paneli, güneş hücresi ve wafer gibi bileşenlerin belirli onaylı listelerden tedarik edilmesini şart koşuyor. Bu düzenleme, tedarik zincirlerinde köklü değişikliklere neden olurken, ithalat rotasının Çin’den Endonezya gibi Güneydoğu Asya ülkelerine kaymasına yol açtı. Ancak yerli üretim kapasitesi, artan talebi karşılamakta zorlanıyor. Özellikle güneş paneli üretim kapasitesi güçlü olsa da, güneş hücresi üretimi yetersiz kalmaya devam ediyor.
Sektördeki dışa bağımlılık, 2026 yılının ilk beş ayında gerçekleştirilen 20 GW güneş hücresi ve 5 GW wafer ithalatıyla net bir şekilde görülüyor. Uzmanlar, 2029 yılına kadar 130 GW’lık yeni bir güneş hücresi üretim kapasitesinin devreye girmesinin beklendiğini, ancak 2027 yılına kadar arz sıkıntısının süreceğini öngörüyor. Yeni kapasitelerin devreye alınmasındaki olası gecikmelerin maliyetleri daha da yukarı çekebileceği belirtiliyor.
Hükümet, yerli üretim stratejisini derinleştirmek amacıyla 2028 yılında ALMM-III düzenlemesini hayata geçirmeyi planlıyor. Bu yeni aşama ile zorunlulukların kapsamı güneş waferlarını da içine alacak şekilde genişletilecek. Tam entegre bir tedarik zinciri oluşturmayı hedefleyen bu politikalar, uzun vadede yerli sanayiyi güçlendirmeyi amaçlasa da, kısa vadede sektörün yüksek maliyetler ve tedarik dalgalanmalarıyla dolu zorlu bir geçiş süreci yaşamasına neden oluyor.