Kış aylarında güneş enerjisi santrallerinde (GES) yaşanan kar kaynaklı çökme ve güneş paneli hasarları, yatırım süreçlerindeki hataları ve iklim verilerinin yanlış yorumlanmasını gündeme getirdi. Uzmanlar, son 10 yılın tarihsel veriler açısından oldukça sakin geçtiğini, yatırımcıların bu dönemi baz alarak “recency bias” (yakın zaman önyargısı) hatasına düştüğünü belirtiyor. Özellikle 1500 metre üzerindeki rakımlarda standart kar yükü tablolarının yetersiz kaldığı ve saha özelinde detaylı etüt yapılması gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca, güneş panellerinin mekanik dayanıklılık sertifikaları ile test yükleri arasındaki farkların göz ardı edilmemesi ve tesislerin “bakım gerektirmez” algısından kurtarılması gerektiği ifade ediliyor.
Güneş enerjisi yatırımlarında karşılaşılan en büyük sorunlardan biri, tesislerin kurulum aşamasında uzun vadeli iklim verilerinin dikkate alınmamasıdır. Son yıllarda yaşanan kar yağışları, birçok sahada güneş panellerinin kırılmasına ve taşıyıcı sistemlerin çökmesine yol açtı. Analizler, yatırım kararlarının alındığı son 10 yılın, 60 yıllık iklim kayıtlarının en sakin dönemi olduğunu gösteriyor. Bu durum, yatırımcıların risk algısını yanıltarak, bölgenin gerçek iklim potansiyelinin altında tasarımlar yapılmasına neden oluyor.
Kar yükü hesaplamalarında sadece karın derinliğine değil, yoğunluğuna ve rüzgarın karı taşıma etkisine (snowdrift) odaklanılması gerekiyor. Standart yönetmeliklerin 1500 metre rakım üzerindeki sahalar için yeterli olmadığı, bu bölgelerde mutlaka saha özelinde kar yükü etütleri yapılması gerektiği belirtiliyor. Ayrıca, güneş panellerinin ebatları büyüdükçe mekanik dayanımlarının azaldığına dikkat çekiliyor. Teknik veri sayfalarındaki “test yükü” ile “onaylı mekanik dayanım” arasındaki farkın iyi anlaşılması, sistem güvenliği için kritik önem taşıyor.
Sektör temsilcileri, GES projelerinin “kur ve unut” mantığıyla işletilmesinin büyük bir hata olduğunu savunuyor. Güneş enerjisi santrallerinin de diğer enerji üretim tesisleri gibi düzenli denetim, periyodik bakım ve doğru işletme kültürüne ihtiyaç duyduğu ifade ediliyor. Özellikle kar temizliği, taşıyıcı ayakların güçlendirilmesi ve rüzgar yükü analizleri gibi önleyici faaliyetlerin, yatırımın ömrünü uzattığı ve büyük hasarların önüne geçtiği belirtiliyor. Bakım ve işletme maliyetlerinin fosil yakıtlı santrallere kıyasla oldukça düşük olduğu, bu nedenle profesyonel bir işletme yaklaşımının yatırımın sürdürülebilirliği için şart olduğu vurgulanıyor.