Pasaport sayesinde kobalt, lityum, nikel ve mangan gibi kritik hammaddelerin menşei, üretim koşulları, karbon ayak izi, ikinci ömür kullanımı ve geri kazanım oranları tek bir dijital kimlikte toplanıyor. Ilgar, bu sistemin yalnızca mevzuat uyumu değil, aynı zamanda tedarik zinciri şeffaflığı ve sürdürülebilirlik raporlaması açısından da vazgeçilmez hale geldiğini belirtti.
2030’dan itibaren AB pazarında satılacak bataryalarda belirli oranlarda geri dönüştürülmüş hammadde kullanımı zorunlu olacak. Bu yükümlülük 2035’te daha da artacak; dolayısıyla yerli geri dönüşüm kapasitesi stratejik önem kazanıyor. Ilgar, Türkiye’nin de benzer bir düzenlemeyi hayata geçirmesi gerektiğini, aksi halde yerli batarya üretiminin dışa bağımlı kalacağını ve kritik hammadde güvenliğinin riske gireceğini savundu.
Exitcom halihazırda atık pillerden kobalt, nikel ve lityum kazanımı gerçekleştiriyor ve dijital batarya pasaportu altyapısını kurmuş durumda. Tesise gelen her batarya seri numarası ve modül bazında kayıt altına alınıyor; geri dönüşüm süreci böylece pasaport verileriyle tam uyumlu hale getiriliyor. Bu altyapı hem Avrupa pazarına ihracat hem de Türkiye’de kurulacak yerli batarya sanayisi için hazırlık niteliği taşıyor.
Enerji depolama yatırımlarının hızlandığı dönemde pasaport yalnızca bir uyumluluk aracı değil. İkinci ömür uygulamaları, finansman süreçleri ve çevresel etki değerlendirmeleri için de temel veri kaynağı olacak. Sektörün bu dijital izlenebilirlik sistemini erken benimsemesi, Türkiye’nin enerji dönüşümünde rekabet avantajı sağlar. Ilgar’ın kapanışı bu çerçevede: Takip edilmeyen batarya ne ihraç edilir ne ikinci ömre çıkar.