4.Enerji Depolama Zirvesi’nin son oturumunda Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSIA) Yönetim Kurulu Başkanı Elvan Aygün Anbar, 6 Şubat depremlerinin yarattığı yıkım üzerinden enerji depolamanın afet yönetimindeki kritik rolünü ele aldı. Toplam yükü 103,6 milyar doları bulan depremlerde kamu altyapısında tek başına 12,9 milyar dolar hasar oluştuğunu hatırlatan Anbar, ulusal şebeke çökmemesine rağmen deprem bölgesinde elektrik kesildiğini, kritik saatlerin karanlıkta geçtiğini, güvenli toplanma alanları, hastaneler ve haberleşme merkezlerinin enerjiden yoksun kaldığını vurguladı. “Şebeke dayanıklı olsa da, kritik bölgeye ulaşan son bağlantı hâlâ kırılgan” diyerek, onarımın şebekeyi eski haline getirdiğini, dayanıklılığın ise kesintide de çalışmayı sürdürmeyi gerektirdiğini belirtti.
Dayanıklılığın teknik cevabının enerji depolama olduğunu söyleyen Anbar, batarya sistemlerinin milisaniyeler içinde devreye girdiğini, güneş, batarya ve EMS üçlüsünün kritik yükleri şebekeden bağımsız ayakta tutabildiğini anlattı. Afet anında yolların kapandığı ve yakıtın ulaşamadığı koşullarda depolama sistemlerinin yakıt tedariğine bağımlı olmadan çalışmasının hayati önem taşıdığını ifade eden konuşmacı, grid-forming invertör teknolojisiyle şebeke tamamen çökse bile yeniden başlatmanın (black start) mümkün olduğunu kaydetti. Bu özelliklerin, özellikle hastaneler, toplanma alanları ve haberleşme altyapısı gibi kritik tesisler için depolamayı vazgeçilmez kıldığını vurguladı.
Dünyadan başarılı örneklerle konuyu somutlaştıran Anbar, 2017’de Porto Riko’da güneş+batarya mikroşebekelerinin hastaneleri aylarca beslediğini, 2022’de ABD’nin Babcock Ranch bölgesinde Kategori 4 kasırgada hiç elektrik kesintisi yaşanmadığını, 2011’de Japonya’nın Sendai kentinde şebeke çöktüğünde hastane ve bakım tesislerine kesintisiz güç sağlandığını ve 2021’de Kaliforniya’da orman yangınlarında kritik tesislerin mikroşebekelerle ayakta kaldığını aktardı. Bu örneklerin, depolama ve mikroşebeke çözümlerinin afet anında yalnızca enerji sürekliliği değil, can güvenliği ve temel hizmetlerin devamlılığı açısından da belirleyici olduğunu gösterdiğini söyledi.
Türkiye’nin karnesini de değerlendiren Anbar, depolama proje havuzunun 33 GW’a ulaştığını ancak ortalama sürenin yalnızca 1,1 saat olduğunu, işletmedeki kapasitenin henüz yaklaşık 208 MW ile potansiyelin küçük bir parçasını oluşturduğunu belirtti. 2035 hedefinin 2 saatlik depolamayı varsaydığını, ancak bu hedefin afet perspektifiyle yeniden okunması gerektiğini ifade etti. 6 Şubat’ta TEİAŞ’ın başarılı yönetiminin güçlü bir temel bıraktığını hatırlatan Anbar, mevcut proje stoğunun ve hedeflerin afet dayanıklılığı açısından yeterli derinlikte olmadığını, milisaniye hızında devreye girebilen, yakıt bağımsız ve black start kabiliyetine sahip depolama sistemlerinin kritik altyapıya entegre edilmesinin artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldiğini ortaya koydu.