Ne arıyorsunuz?

EPDK Elektrik Piyasasında Kapasite Tahsis Rejimini Kökten Değiştirdi

PDF İncele

Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK), 16 Nisan 2026 tarihli yeni kararlarıyla Türkiye elektrik piyasasında kapasite tahsis rejimini kökten değiştiren bir dönemi başlattı. Mevcut yenilenebilir enerji tesislerinin hibrit dönüşümünü merkeze alan bu yeni düzenleme, depolamalı üretim tesisleri için kapasite tahsisini geçici olarak durdururken, orantılı paylaşım modelinden “kazanan-kaybeden” esasına dayalı keskin bir yarışma modeline geçişi öngörüyor. Toplamda 1.500 MW’lık bir kapasite havuzunun oluşturulduğu bu süreçte, iletim altyapısının verimliliğini artırmak amacıyla kapasite faktörüne dayalı yeni bir sıralama metodolojisi uygulanacak.

Türkiye elektrik piyasası, yenilenebilir enerji yatırımlarındaki artış ve depolamalı üretim modellerine yönelik yoğun talep nedeniyle kritik bir dönüşüm sürecine girdi. Özellikle iletim sisteminin teknik taşıma kapasitesi sınırlarına yaklaşması, EPDK’yı daha stratejik ve seçici kararlar almaya itti. Kurul’un 14482, 14483 ve 14484 sayılı kararlarıyla şekillenen bu yeni dönemde, TEİAŞ tarafından bildirilen bağlantı kapasitelerinin yatırımcılar arasında nasıl paylaştırılacağına dair kurallar yeniden tanımlandı. Bu kararlar, piyasa oyuncularının yatırım iştahını ve teknoloji tercihlerini doğrudan şekillendiren bir politika beyanı niteliği taşıyor.

Yeni düzenlemenin en dikkat çekici unsurlarından biri, mevcut hidroelektrik, biyokütle ve jeotermal santrallerin rüzgar veya güneş enerjisiyle hibritleştirilmesine verilen öncelik oldu. 14482 sayılı karar uyarınca, toplam 1.500 MW’lık kapasitenin 1.300 MW’ı hidroelektrik santrallere, 100’er MW’ı ise biyokütle ve jeotermal tesislere ayrıldı. Bu tercih, mevcut altyapının üzerine güneş paneli veya rüzgar kapasitesi ekleyerek en düşük marjinal maliyetle sisteme enerji entegre etmeyi hedefliyor. Ancak bu tahsis sürecinde artık eski “herkese bir dilim” mantığı yerine, belirli bir kesim çizgisinin üstünde kalanların tam kapasite aldığı, altında kalanların ise hiçbir pay alamadığı keskin bir model uygulanacak.

Kapasite tahsisinde uygulanacak sıralama metodolojisi de tesis türüne göre farklılık gösteriyor. Hidroelektrik santrallerde, iletim altyapısının yıl boyunca atıl kaldığı düşük kapasite faktörlü tesisler önceliklendirilirken; biyokütle ve jeotermal tesislerde teknik performansın sürekliliğini teyit eden yüksek kapasite faktörlü başvurular öne çıkarılacak. Bu yaklaşım, sistem faydasını maksimize etmeyi amaçlasa da yatırımcılar için öngörülebilirliği zorlaştırıyor. Zira başvurucuların artık sadece kendi projelerini değil, rakiplerinin kapasite faktörlerini de tahmin etmeleri gereken oldukça rekabetçi bir ortam oluşmuş durumda.

Öte yandan, son yılların popüler yatırım trendi olan depolamalı üretim tesisleri için bu dönemde yeni kapasite tahsisi yapılmayacağı açıklandı. 14483 sayılı karar ile depolamalı tesisler için kapasite “sıfır” olarak belirlenirken, bu durum mevcut önlisans başvurularının fiilen askıya alınması anlamına geliyor. Kurul, bu kararıyla yaklaşık 33 GW’a ulaşan başvuru hacminin yarattığı baskıyı yönetmeyi ve sistem dengesini korumayı hedefliyor. Yatırımcılar için alternatif bir yol olarak ise mevcut önlisanslarına “üretime bütünleşik depolama ünitesi” ekleme seçeneği halen masada duruyor.

Son olarak, 14484 sayılı karar ile geçmiş dönemden sarkan ve henüz sonuçlanmamış dosyaların akıbeti de netleşti. Bu dosyaların tamamı artık yeni metodoloji çerçevesinde değerlendirilecek. Bu durum, eski sisteme güvenerek hazırlık yapmış yatırımcılar açısından “meşru beklenti” tartışmalarını gündeme getirse de hukuki açıdan yeni bir paradigmanın başladığını tescilliyor. Bölgesel kapasite dağılımındaki şeffaflık ve trafo merkezi bazlı belirsizlikler ise önümüzdeki dönemde yatırımcıların ve hukukçuların en çok üzerinde duracağı konular arasında yer alacak.