SolarBaba YouTube kanalında Elif Seda Akça moderatörlüğünde gerçekleştirilen canlı yayının konuğu, Blue Hybrid Solutions kurucu ortağı ve makine mühendisi Muhammet Çoplan oldu. “Enerji ve Su: Tek Platformda Geleceğin Altyapısı” başlığıyla gerçekleşen yayında, iklim kriziyle birlikte derinleşen su sorununa karşı %100 yenilenebilir enerjiyle çalışan ve deniz suyunu içme suyuna dönüştüren otonom yüzer platform teknolojileri masaya yatırıldı.
Su Güvenliğinde Paradigma Değişimi: “Baraj Doluluk Oranlarına Güvenemeyiz”
Program, Türkiye’nin ve dünyanın su stresiyle yüzleştiği gerçeğiyle başladı. Üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye’nin, özellikle turizm sezonlarında ve nüfus yoğunluğunun arttığı dönemlerde ciddi su sorunları yaşadığı belirtildi.
Çoplan, su güvenliğini enerjideki arz güvenliğine benzeterek, yalnızca baraj doluluk oranlarına bakmanın yanıltıcı olduğunu ve sürdürülebilir bir kaynak yaratılması gerektiğini vurguladı
Merkezi arıtma sistemlerinin yüksek enerji tüketen devasa boru hatlarına ihtiyaç duyduğu ve afet anlarında kırılgan olduğu hatırlatılarak, geleceğin altyapısının “dağıtık ve otonom” sistemler olması gerektiğinin altı çizildi.
Karasal Tesislerden Deniz Üstüne (Offshore) Geçiş ve Teknolojik Yaklaşım
Yayın boyunca, karasal deniz suyu arıtma tesislerinin (desalinasyon) dezavantajları ve yüzer sistemlerin sunduğu çözümler detaylandırıldı:
1. Rüzgar ve Güneşin Hibrit Gücü: Karasal arıtmaların yüksek alan ihtiyacı ve enerji maliyetlerine karşılık, deniz üstüne kurulan platformlar hem güneş hem de rüzgar enerjisini (hibrit) kullanarak kendi enerjisini üretiyor. Rüzgarın veya güneşin durumuna göre 7/24 çalışabilen bu off-grid (şebekeden bağımsız) sistemler, 2000 metreküpe kadar günlük kapasiteye ulaşarak yaklaşık 15.000 – 20.000 kişinin su ihtiyacını karşılayabiliyor.
2. Çevresel Hassasiyet ve Sıfır Sıvı Atık (ZLD) Hedefi: Ters ozmoz (mekanik arıtma) kullanılan sistemde çevreye zarar vermemek adına özel bir deşarj yöntemi uygulanıyor. Arıtma sonrası ortaya çıkan yoğun tuzlu su, doğrudan denize verilmiyor; başka bir tanka alınarak deniz suyuyla 1’e 5 oranında seyreltiliyor ve difüzörler yardımıyla deniz dibine (minimum 20 metre derinliğe) aktarılıyor. Ayrıca ilerleyen süreçte bu tuzlu suyun karaya aktarılarak endüstriyel tuza dönüştürülmesi (Sıfır Sıvı Atık – ZLD) planlanıyor.
3. Ekstrem Hava Koşullarına Dayanıklılık: Platformların zorlu hava koşullarındaki fiziksel güvenliği de test edilmiş durumda. Bodrum Bitez’de çalışan pilot tesisin, 60 knot (yaklaşık 25-26 m/s) rüzgar hızlarında dahi denge sorunu yaşamadığı, zincir ve ağırlık yöntemiyle sabitlenen sistemin su üretimine kesintisiz devam ettiği belirtildi.
Maliyetler ve Yatırımın Geri Dönüşü
En çok merak edilen konulardan biri olan su üretim maliyetleri de yayında netleşti:
. Düşük İşletme Maliyeti: Karasal tesislerdeki enerji, personel ve kimyasal maliyetleri yüzer sistemlerde minimuma iniyor. Geleneksel sistemlerin 20 yıllık işletme ve kurulum maliyeti 9 milyon doları bulurken, yenilenebilir enerjinin gücüyle Blue Hybrid Solutions sistemlerinde suyun metreküp maliyeti 50 ila 80 cent arasına kadar düşüyor.
. Hızlı Amortisman: Suyun yaklaşık 1.5 dolardan satılması durumunda, sistemin kendini 3 ila 4 yıl gibi kısa bir sürede amorte ettiği ve sonrasında ücretsiz, doğal bir su kaynağı gibi davrandığı ifade edildi. Tesisin üretim bandından çıkıp sahada çalışır hale gelmesi ise kapasiteye göre sadece 1 ila 4 ay sürüyor.
Global Başarılar ve Kitle Fonlaması ile Büyüme
Girişimin uluslararası arenadaki hızlı yükselişi dikkat çekiyor. StartUs raporunda “2026 yılında dünyada takip edilmesi gereken inovatif su teknolojileri startup’ları” arasında gösterilen Blue Hybrid Solutions, aynı zamanda dünyanın en prestijli etkinliklerinden olan ABD’deki MIT Energy Conference’a davet edilerek projeyi global liderlere sunma fırsatı buldu.
Türkiye’den çıkarak Akdeniz havzasına, ada ekonomilerine ve özellikle Afrika’daki su krizinden etkilenen bölgelere açılmayı hedefleyen şirket, Fonbulucu (Font Ventures) üzerinden kitle fonlaması kampanyası başlattıklarını ve yatırımcıları bu hikayeye ortak olmaya davet ettiklerini duyurdu.
Sonuç: Adaptasyon ve Bağımsızlık
Programın kapanışında, enerji dönüşümü kadar su dönüşümünün de hayati olduğu vurgulandı. Türkiye’nin rüzgar ve güneş potansiyelini deniz suyuyla birleştirerek kendi milli teknolojilerini üretmesinin hem bölgesel krizleri çözeceği hem de ciddi bir teknoloji ihracı kalemi yaratacağı belirtildi. İklim ve su krizine karşı şebekeye, boru hatlarına ve yüksek bütçelere bağımlı olmayan, otonom ve doğayla uyumlu çözümlerin 21. yüzyılın en stratejik yatırımları arasında yer alacağı mesajı verildi.