Avrupa Birliği genelinde mevcut hidroelektrik santrallerinin, mevcut şebeke bağlantılarını kullanarak 25 GW kapasiteye kadar ek rüzgar ve güneş paneli kurulumuna ev sahipliği yapabileceği belirtiliyor. Enerji düşünce kuruluşu Ember tarafından hazırlanan rapora göre, bu hibritleşme stratejisi yeni şebeke yatırımlarına ihtiyaç duymadan yenilenebilir enerji kapasitesini artırmak için kritik bir fırsat sunuyor. Özellikle 2030 yılına kadar öngörülen 120 GW’lık şebeke kapasitesi açığı göz önüne alındığında, mevcut altyapının daha verimli kullanılması Avrupa’nın enerji güvenliği ve rekabetçiliği açısından büyük önem taşıyor.
Ember’in analizine göre, Avusturya, Bulgaristan, Fransa, İtalya, Portekiz, Romanya ve İspanya’daki hidroelektrik tesisleri, 2030 yılına kadar 25 GW’lık yeni rüzgar ve güneş paneli kapasitesini sisteme entegre edebilir. Bu yaklaşım, mevcut şebeke bağlantı noktalarının kapasitesini daha etkin kullanarak, yeni altyapı maliyetlerini düşürmeyi ve şebeke kısıtlamalarını hafifletmeyi hedefliyor. Söz konusu yedi ülke, Avrupa Birliği’nin toplam 131 GW’lık hidroelektrik kapasitesinin 93 GW’ına sahip durumda.
Analiz, rezervuar ve pompaj depolamalı hidroelektrik santrallerinin mevcut şebeke bağlantı kapasitelerinin sadece yüzde 19’unu kullandığını ortaya koyuyor. Bu tesislere rüzgar enerjisi entegre edilmesi kullanım oranını yüzde 36’ya, güneş paneli eklenmesi ise yüzde 31’e çıkarabiliyor. Nehir tipi santrallerde ise mevcut yüzde 29’luk kullanım oranı, rüzgar ile yüzde 47’ye, güneş ile yüzde 42’ye yükseltilebiliyor. Güneş enerjisinin gündüz saatlerinde üretim yapması, hidroelektrik santrallerinin genellikle sabah ve akşam saatlerindeki yoğun talep dönemlerinde çalışmasıyla birbirini tamamlayıcı bir yapı oluşturuyor.
Bununla birlikte, bazı ülkelerdeki sınırlı şebeke kapasitesi ve mevzuat eksiklikleri bu hedefe ulaşılmasını zorlaştırabilir. Ember, yedi ülkeden sadece Portekiz ve İspanya’nın hibrit yenilenebilir projeleri destekleyen özel düzenlemelere sahip olduğuna dikkat çekiyor. Rapor, yenilenebilir enerji dönüşümünü hızlandırmak için diğer ülkelerin de hibrit projelere yönelik özel düzenlemeler getirmesi ve izin süreçlerini hızlandırması gerektiğini vurguluyor.
Ember, bu stratejinin şebeke kilitlenmesi yaşayan ülkeler için “sıfır müdahale” gerektiren anlık bir çözüm sunduğunu belirtiyor. Çevresel koruma altındaki alanlara yakın tesislerin analiz dışı bırakıldığı çalışmada, Almanya’daki hidroelektrik santrallerinin çevresel tarama kriterlerini karşılamaması nedeniyle değerlendirmeye alınmadığı ifade edildi. Uzmanlar, bu hibritleşme modelinin Avrupa’nın enerji hedeflerine ulaşmasında ve şebeke üzerindeki baskının azaltılmasında kilit bir rol oynayabileceğini öngörüyor.