Münih’te düzenlenen Intersolar Europe 2026 fuarında konuşan RCT Solutions CEO’su Peter Fath, Avrupa’nın güneş enerjisi üretiminde radikal bir değişim yaratmasının zor olduğunu, bunun yerine inovasyon ve stratejik alanlara odaklanması gerektiğini belirtti. Fath, güneş enerjisi teknolojisinin önümüzdeki on yılda TOPCon ve BC gibi teknolojilerle istikrarlı bir yol izleyeceğini vurguladı. Avrupa’nın rekabetçi kalabilmesi için güneş hücresi süreçleri, kaplama teknolojileri ve yüksek hassasiyetli makine üretimi gibi alanlarda uzmanlaşması gerektiği ifade edilirken, sektör temsilcileri yerli üretimi desteklemek için pazar koruması ve sermaye yatırımlarının önemine dikkat çekti.
Güneş enerjisi teknolojilerindeki evrim, PERC teknolojisinin yerini TOPCon’un alması ve 2035 yılına kadar BC ile silikon-perovskit tandem ürünlerin pazar payını artırmasıyla şekilleniyor. Bu teknolojik yol haritası, küresel talebi karşılamaya odaklandığı için Avrupa’nın sektörde “yıkıcı” bir etki yaratma ihtimali düşük görülüyor. Ancak uzmanlar, Avrupa’nın kendi güneş enerjisi üretim üssünü kurmasının güvenlik ve dirençlilik açısından stratejik bir zorunluluk olduğu konusunda hemfikir.
Avrupa’nın halihazırda güçlü olduğu invertör üretim kapasitesi, kıtanın enerji bağımsızlığı için kritik bir rol oynuyor. Avusturyalı üretici Fronius, Avrupa Birliği’nin net çerçeve koşulları sağlaması durumunda üretim kapasitesini 6 ila 12 ay içinde 17 GW seviyesine çıkarabileceğini duyurdu. Sektör temsilcileri, siber güvenlik riskleri ve veri egemenliği gerekçeleriyle Çin menşeli invertörlerin Avrupa şebekelerinden dışlanması gerektiğini savunuyor. Bu durum, AB’nin serbest piyasa ilkeleriyle korumacı politikalar arasında bir denge arayışına girmesine neden oluyor.
Teknolojik inovasyon tarafında ise silikon-perovskit tandem güneş hücresi teknolojisi, Avrupa için önemli bir fırsat olarak görülüyor. Oxford PV gibi şirketler 2028 yılına kadar gigawatt ölçeğinde üretim hedefliyor. Uzmanlar, Avrupa’nın bu alandaki uzmanlığını kullanarak küresel pazarda kendine yer açabileceğini belirtiyor. Bununla birlikte, ölçek ekonomisini yakalamak adına Çinli üreticilerle yapılan ortak girişimlerin (JV) kaçınılmaz olduğu ve Avrupa’nın bu iş birliklerinden öğrenerek zamanla daha bağımsız bir üretim kapasitesine ulaşması gerektiği vurgulanıyor.