Güneş enerjisi sektörünün büyümesiyle birlikte, aşırı hava koşullarının neden olduğu hasarlar da artıyor. Özellikle Avrupa, Orta Doğu ve Avustralya gibi bölgelerde yaşanan şiddetli hava olayları, güneş paneli projelerini tehdit ediyor. Sigorta şirketleri ve yatırımcılar, bu artan riskler karşısında daha temkinli davranmaya başlarken, sektörün sürdürülebilirliği için dayanıklı ekipmanlara yatırım yapılması ve risk paylaşımının artırılması büyük önem taşıyor.
Güneş enerjisi projelerinin başarısı, paradoksal bir şekilde, projelerin aslında mücadele etmesi beklenen aşırı hava koşulları tarafından tehdit ediliyor. Sektörün yeni bölgelere yayılmasıyla birlikte, bu durum geliştiriciler ve sigorta şirketleri için daha da belirgin hale geldi. Güneş panellerinin güneşe maruz kalması, aynı zamanda iklim koşullarına da maruz kalması anlamına geliyor ve iklim risklerinin artmasıyla birlikte şiddetli fırtınalar ve büyük dolu taneleri gibi olaylar daha sık yaşanıyor.
Kuzey Amerika pazarı, doğal afetlerden kaynaklanan hasarlar konusunda sıkça gündeme gelmiş olsa da, son yıllarda aşırı hava olayları küresel bir sorun haline geldi. Avrupa ve Orta Doğu gibi iklim riski açısından daha ılıman kabul edilen bölgelerde bile rekor düzeyde yağışlar yaşandı ve kurulu güneş enerjisi kapasitelerinde önemli kayıplar meydana geldi. Avustralya’da ise sigorta şirketleri, 2024’teki sakin havanın ardından, bu yıl sigortalı kayıplar için 650 milyon ABD dolarını aşan taleplerle karşılaştı.
Avrupa’da son yıllarda aşırı hava olaylarında belirgin bir artış yaşanıyor. Daha büyük dolu taneleri, daha hızlı rüzgarlar ve daha şiddetli yağışlar daha sık görülüyor. Bu durum, son beş yılda yaşanan sel, dolu ve fırtına gibi olaylarda 27,8 milyar ABD doları tutarında sigortalı kayba yol açtı. Güneş enerjisi tesisleri, bu artan hava koşullarından en çok etkilenen yenilenebilir enerji kaynaklarından biri. Veriler, güneş enerjisi kayıplarının %90-95’inin dış etkenlerden kaynaklandığını gösteriyor. Özellikle İtalya’nın kuzeyi, Almanya’nın güneyi ve Güneydoğu Avrupa’da çapı 10 santimetreye kadar ulaşan dolu taneleri, potansiyel güneş enerjisi kayıpları için bir risk alanı oluşturuyor.
Orta Doğu’da güneş enerjisi mega projelerinin yükselişi, bölgenin enerji dönüşüm stratejisinin önemli bir parçası. Birleşik Arap Emirlikleri, dünyanın en büyük tek lokasyonlu güneş enerjisi santrali olan Mohammed bin Rashid Al Maktoum güneş parkına ve dünyanın en büyük yoğunlaştırılmış güneş enerjisi projesi olan Noor 1’e ev sahipliği yapıyor. Bölgenin şiddetli yağışlara daha az eğilimli olması nedeniyle, bu büyük tesisleri korumak için alınan önlemler yeterli görülmemiş ve bu durum, hava durumu veri modellemesi ve risk yönetimi stratejisinde büyük bir boşluk yaratmıştır. Geçtiğimiz yıl yaşanan Basra Körfezi selleri, bu projelerde büyük hasara yol açarak bu durumu gözler önüne serdi.
Avustralya’da ise iklim duyarlılığı çok büyük bir sürpriz değil. Ülkenin doğu ve batı kıyıları bu yıl fırtınalar, seller ve yangınlarla vuruldu. Queensland ve New South Wales’teki Ocak ayı fırtınalarında çapı 10 santimetreyi aşan dolu taneleri kaydedildi. Hükümetin 2030 yılına kadar elektriğinin %82’sini güneş, rüzgar ve hidroelektrikten üretme planı, yeni tesislerin hızla devreye alınmasına bağlı. Ancak, yeni güneş enerjisi projelerinin birikimi, dolu riskinin en yüksek olduğu bölgelerle örtüşüyor.
ABD’deki doğal afetlerden kaynaklanan kayıplardan ders çıkarılması gerekiyor. Küresel güneş enerjisi sektörünün, doğal afetlerin sadece Kuzey Amerika’ya özgü bir sorun olduğu düşüncesinden sıyrılması ve riskin projeler arasında nasıl dağıtılacağını yeniden değerlendirmesi gerekiyor. Sigorta şirketlerinin proje görüşmelerine ne kadar erken dahil olursa, proje sahipleri riskleri o kadar proaktif bir şekilde azaltabilir ve koruyucu teminat sağlayabilir.