SolarVizyon 2025 etkinliğinin sahne alan European Energy Coaching Company Kurucusu Gonca Dülger, Türkiye’nin enerji ve gıda güvenliği açısından stratejik bir öneme sahip olan “Tarım GES” (Agrivoltaics) uygulamalarını, dünyadaki gelişmeler ve Türkiye’deki ilk pilot projeler ışığında değerlendirdi. Dülger, Türkiye’nin bir tarım ülkesi olarak bu teknolojide artık “nedir” sorusunu aşıp, potansiyeli nasıl artırabileceğini konuşması gerektiğini vurguladı.
Konuşmasına Almanya Fraunhofer Güneş Enerjisi Enstitüsü’ndeki (ISE) araştırmacı geçmişine atıfta bulunarak başlayan Dülger, “Integrated PV” (Bütünleşik FV) kavramının dünyada uzun süredir trend olduğunu ancak Türkiye’de henüz yeni anlaşıldığını belirtti. Sektörde Tarım GES’lerin sıklıkla sadece tarımsal sulamanın elektriğini karşılayan sistemler olarak yanlış algılandığını ifade eden Dülger, asıl amacın tarım arazisi üzerinde hem bitkisel üretim artışı sağlamak hem de enerji üretmek olan “entegre” bir yapı kurmak olduğunu söyledi. Almanya’nın öncülüğünü yaptığı, Japonya’nın 2013’te sulu pirinç tarlalarında bile uyguladığı bu teknolojinin, 2022 itibarıyla küresel ölçekte 20 Gigavat (GW) kurulu gücü aştığı bilgisini paylaştı.
İklim krizi ve kuraklığın kapıda olduğu bir dönemde Tarım GES’lerin en büyük katkısının su tasarrufu olduğunu belirten Dülger, panellerin oluşturduğu gölgeleme sayesinde tarımsal sulamada yüzde 65’e varan tasarruf sağlandığını aktardı. NREL (Amerikan Ulusal Yenilenebilir Enerji Laboratuvarı) araştırmalarına dayanarak, bu sistemlerin altındaki ürün verimliliğinde de ciddi artışlar gözlemlendiğini; örneğin acı biber üretiminde ve çeri domateste verimin iki katına kadar çıkabildiğini kaydetti. Ayrıca sistemin enerji tarafında da avantaj sağladığını, alttaki bitki örtüsünün ve toprağın serinliği sayesinde panellerin standart arazi kurulumlarına göre ortalama 9 derece daha soğuk çalıştığını, bunun da silikon temelli hücrelerde elektrik üretim verimini artırdığını vurguladı. Antalya gibi bölgelerde sıkça yaşanan dolu ve fırtına gibi afetlerde seraların zarar gördüğünü hatırlatan Dülger, Tarım GES’lerin ürünleri fiziksel olarak koruyarak “milli serveti” güvence altına aldığını ifade etti.
Türkiye’deki uygulamalara da değinen Dülger, ODTÜ GÜNAM tarafından Ankara Ayaş’ta kurulan 122 kWp gücündeki pilot projeyi örnek gösterdi. Bu projede çift yüzlü (bifacial) paneller ve tek eksenli güneş takip (tracker) sistemleri kullanıldığını, konstrüksiyon yüksekliğinin traktör geçişine uygun olacak şekilde 3,5 metre olarak tasarlandığını belirtti. Ancak bu tür projelerin mühendislik açısından standart GES’lerden ayrıştığına dikkat çekti. Özellikle alt yapıda kullanılan çelik konstrüksiyonun, insan ve araç trafiğine izin verecek yükseklikte ve açıklıkta olması gerekliliği nedeniyle “ağır çelik” kullanımını zorunlu kıldığını, bunun da konstrüksiyon maliyetlerini standart projelere göre iki katına çıkardığını söyledi. Statik projelerin hazırlanmasında tracker sistemleri ile taşıyıcı sistemlerin entegrasyonunun ciddi bir Ar-Ge ve zaman gerektirdiğini, kendisinin de bizzat projelendirdiği ve çağrı mektubu alınan “COS Tarım GES” projesinde bu zorlukları 3,5 aylık bir süreçte aştıklarını anlattı.
Tarım GES projelerinin en büyük handikabının yüksek ilk yatırım maliyetleri (Capex) olduğunu belirten Dülger, normal bir arazi GES projesi kendini 3,5-4 yılda amorti ederken, Tarım GES’lerde bu sürenin ağır çelik maliyetleri nedeniyle 7,5-8 yıllara çıktığını ifade etti. Çiftçinin zaten ekonomik zorluklarla mücadele ettiğini, bu nedenle Almanya’daki gibi özel teşvik mekanizmalarına (Feed-in Tariff) veya uygun finansman modellerine ihtiyaç duyulduğunu savundu. Mevcut durumda çiftçinin sadece “mahsuplaşma” yoluyla elektriği ucuza üretip tüketmesinin, bu yüksek yatırım maliyetini karşılamada yetersiz kalabileceği uyarısında bulundu.
Sektördeki yeni trendin “Dikey Tarım GES”ler olduğunu aktaran Dülger, arazinin sadece yüzde 1-2’sini kaplayan, panellerin dik yerleştirildiği ve panel sıraları arasında 9-12 metre açıklık bırakılan bu modelin traktör kullanımını çok kolaylaştırdığını belirtti. Türkiye’nin acilen kendi coğrafi ve iklimsel koşullarına uygun bir “Bitki Rehberi” (Guideline) oluşturması gerektiğini vurgulayan Dülger, Hollanda veya Almanya speklerinin Türkiye’de birebir uygulanamayacağını, hangi ürünün (domates, patates, mısır vb.) hangi gölgeleme oranında ve hangi panel yüksekliğinde en iyi verimi verdiğinin yerli Ar-Ge çalışmalarıyla belirlenmesi gerektiğini söyledi. Bu konuda Solar 3GW Derneği, TAGEM ve ODTÜ GÜNAM ile iş birliği içinde olduklarını ekledi.
Gonca Dülger, konuşmasının sonunda sektörün önündeki bürokratik engellere değindi. Yasal mevzuatta arazinin hem tarım hem enerji üretimi için kullanıldığına dair net bir “ikili kullanım” tanımının ve buna uygun bir lisanslama modelinin bulunmadığını belirtti. Kapasite sorununun farkında olduklarını ancak Tarım GES gibi nitelikli projelere bölgesel öncelik tanınması gerektiğini savundu. Kapasitelerin dağıtılırken sadece tek bir ürün grubuna (örneğin sadece mısır) değil, ürün çeşitliliğini destekleyecek şekilde planlanması gerektiğini önerdi. Tarım ve Enerji Bakanlıklarının ortak bir denetim mekanizması kurarak, bu arazilerde gerçekten tarım yapılıp yapılmadığının kontrol edilmesinin sistemin suistimal edilmemesi açısından kritik olduğunu belirterek sözlerini tamamladı.