4. Enerji Depolama Zirvesi’nin 9. oturumunda TÜV Rheinland Solar ve Ticari Ürünler Satış ve İş Geliştirme Müdürü Eda Çatak, “Enerji Depolama Sistemlerinde Finansal Risklerin Azaltılmasında Test ve Belgelendirmenin Rolü” başlıklı sunumunda batarya enerji depolama sistemlerinin (BESS) geleneksel yenilenebilir projelerden neden çok daha karmaşık bir risk profili taşıdığını ve bağımsız teknik incelemenin bankable (finanse edilebilir) hale gelmenin vazgeçilmez koşulu olduğunu vurguladı. Çatak, batarya performans kaybı ve kullanılabilir enerjideki belirsizlik, yangın, termal kaçak ve gaz kaynaklı tehlikeler ile BMS, EMS, PCS, HVAC, TMS, yangın koruma sistemleri ve SCADA’nın birlikte çalışmak zorunda olması gibi teknik ve operasyonel zorlukların, hibrit güneş-rüzgar entegrasyonu ve hızla değişen üretim koşullarıyla birleştiğinde projeleri bağımsız uzmanlık olmadan yönetilemez hale getirdiğini anlattı.
Finanse edilebilirlik risklerini dört ana kategoride ele alan Çatak, teknik riskler arasında yanlış teknoloji ve sistem mimarisi seçimi, entegrasyon ve arayüz hataları, beklenenden fazla performans kaybı ile sertifikasyon eksikliği nedeniyle uygun olmayan ürün alımını saydı. Güvenlik risklerinde yangın ve termal kaçak tehlikesinin göz ardı edilmesi, elektriksel güvenliğin tam sağlanmaması ve acil durum müdahale planının olmaması öne çıkarken; sözleşmesel risklerde sorumluluk alanları, garanti kapsamları, teminatlar ile FAT ve SAT gibi kabul kriterlerinin net tanımlanmaması; operasyonel risklerde ise zayıf O&M hazırlığı, yetersiz eğitim, yedek parça stratejisinin olmaması ve güvenlik bilgi formlarının (SDS) eksikliği sıralandı. Bu risklerin erken aşamada belirlenmesi, net şekilde tahsis edilmesi ve proje yaşam döngüsü boyunca tutarlı yönetilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Satın alma ve devreye alma süreçlerinde FAT (Fabrika Kabul Testi) ile SAT’ın (Saha Kabul Testi) farklı odak noktalarına sahip olsa da aynı hedefe hizmet ettiğini belirten Çatak, FAT’ın üretim kalitesini ve alt sistem hazırlığını doğrulayarak sevkiyat öncesi sorunları tespit ettiğini, SAT’ın ise kurulu sistemin saha performansını, güvenliğini ve entegrasyonunu teyit ederek nihai kabulü desteklediğini ifade etti. Ortak hedefin ticari işletmeye başlamadan önce teknik belirsizliği ve riskleri azaltmak olduğunu vurgulayan konuşmacı, yalnızca bu testlerin yeterli olmadığını, teknik durum tespiti (Technical Due Diligence), EPC ve tedarik sözleşmeleri incelemesi, tedarikçi yeterlilik değerlendirmesi, performans ve şebeke kodu uygunluk doğrulaması ile O&M hazırlıklarının değerlendirilmesinin de kritik olduğunu anlattı. TÜV Rheinland’ın bu kapsamda proje sahipleri, kredi veren birimler ve sigortacılar için hazırladığı destek paketlerinin yüksek riskli projelerde özel test kapsamları ve sistem simülasyonu desteği de içerdiğini belirtti.
Son olarak Çatak, risk yönetimi ve finanse edilebilirliğin yalnızca kurulumun tamamlanmasına bağlı olmadığını, kapsam, ölçüm sınırları ve sorumlulukların net tanımlanması, güvenlik, performans, yaşam döngüsü ve dokümantasyon kalitesinin gözden kaçırılmaması gerektiğini söyledi. Bağımsız teknik incelemenin riskleri ve belirsizlikleri azaltarak finansal güveni desteklediğini vurgulayan konuşma, BESS projelerinde test, doğrulama ve belgelendirmenin artık bir seçenek değil, yatırımın ve finansmanın temel taşı haline geldiğini ortaya koydu.