16. Türkiye Enerji Zirvesi’nde Solarbaba Kurucusu Ateş Uğurel, yaptığı konuşmada güneş enerjisi sektöründeki son gelişmeleri farklı başlıklar altında özetledi.
Türkiye’nin güneş enerjisinde 30 GW kurulu güç seviyesine ulaşmak üzere olduğunu belirten Uğurel, bunun sektör adına önemli bir başarı olduğunu vurgulayarak emeği geçen tüm paydaşlara teşekkür etti. Ancak sektörde büyüme ile “şişmanlama” arasındaki farkın iyi analiz edilmesi gerektiğini söyleyen Uğurel, artan YAT talepler ve kapasite artışının az sayıda büyük proje üzerinden gerçekleşmesinin dikkat çekici bir gelişme olduğunu ifade etti.
Türkiye’de dağıtık güneş enerjisi uygulamalarının yeterince gelişmediğini belirten Uğurel, güneşi çok daha az olan kömür ülkesi Polonya’da mesken tipi GES’lerin toplam güneş enerjisi kapasitesinin yüzde 68’ini oluşturmasına karşın Türkiye’de bu oranın yüzde 1’in altında kaldığını söyledi. Mesken GES yatırımlarının önündeki öncelikli olarak belediye kaynaklı bürokratik süreçlerin tamamen kaldırılması gerektiğini vurguladı.
Lisanssız GES’lerde uygulanan geriye dönük düzenlemelerin sahadaki etkilerinin devam ettiğini ifade eden Uğurel, saatlik mahsuplaşmadan kaynaklanan mağduriyetlerin tamamının depolama ile çözülemeyeceğini, depolamanın çözüm olduğu senaryolarda da ek finans ihtiyacının ortaya çıkacağını dile getirdi.
Güneş enerjisinin diğer enerji kaynaklarıyla aynı perspektiften değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Uğurel, bu teknolojinin asıl değerinin dağıtık ve tabana yayılan uygulamalarda ortaya çıktığını kaydetti. Dağıtık güneş enerjisinin aynı zamanda yüksek miktarda ve kalıcı istihdam yarattığını söyledi.
Uğurel, büyük ölçekli 5.1.h projelerinin zamanla lisanslı YETA projelerine dönüşmesinin sektörün önünü açacağını, böylece SKDM sürecindeki gri alanların ortadan kaldırılabileceğini ve Türkiye’nin küresel uygulamalarla uyumlu bir yapıya kavuşabileceğini ifade etti.
Depolamalı, lisanslı ve önlisanslı güneş projelerinin yalnızca sınırlı bir bölümünün hayata geçeceğini öngördüğünü belirten Uğurel, bu süreçte ilk hareket eden yatırımcıların avantaj sağlayacağını, daha sonraki senelerde gelişimin depolamalı YEKA modeliyle kontrollü şekilde sürdürülebileceğini söyledi.
2035 yılı için belirlenen yüzde 35 elektrifikasyon hedefini olumlu bulan Uğurel, artık hızla uygulama aşamasına geçilmesi gerektiğini vurguladı. En ufak örnek olarak, BalkonGES uygulamalarının dünyada hızla yayıldığını belirterek, ilgili mevzuatın kısa sürede yayımlanmasını beklediklerini ifade etti.
Elektrikli ulaşımın yalnızca binek araçlar üzerinden değerlendirilmesinin eksik bir yaklaşım olduğunu söyleyen Uğurel, Türkiye’nin önemli elektrikli otobüs üreticilerine sahip olmasına rağmen kullanım oranlarının son derece % 0,1 gibi çok düşük seviyelerde kaldığına dikkat çekti. Kamyon, tır, traktör, otobüs ve hafif ticari araçlarda elektrifikasyon sürecinin hızlandırılması gerektiğini kaydetti.
Dağıtık güneş enerjisi pazarında son yıllarda yaşanan daralmanın EPC şirketleri ve insan kaynağı üzerinde ciddi etkiler yarattığını belirten Uğurel, birçok firmanın faaliyetlerini sonlandırdığını veya yurt dışına yöneldiğini, deneyimli çalışanların ise farklı sektörlere geçtiğini söyledi. Sektörün yetişmiş insan kaynağını koruması gerektiğini vurguladı.
Üretim tarafında ise plansız kapasite artışlarının risk oluşturduğunu ifade eden Uğurel, güneş paneli, konstrüksiyon ve batarya üretiminde mevcut ve yakın gelecekteki talebin çok üzerinde yatırım yapıldığına dikkat çekti. Sürdürülebilir büyüme için mesken GES, BalkonGES, tarım GES, yüzer GES ve sosyal GES gibi alanlarda çeşitlendirmenin zorunlu olduğunu belirtti.
Solar otoparklar ile alışveriş merkezlerinde süzme sayaçların müstakil sayaçlara dönüştürülmesiyle oluşabilecek yeni niş ve katma değerli yatırım potansiyeline işaret eden Uğurel, Türkiye’nin gelecekteki elektrik depolama ihtiyacına ilişkin henüz kapsamlı bir analiz çalışmasının bulunmadığını da dile getirdi. Enerji depolamada pompaj depolamalı hidro, farklı batarya teknolojileri, hidrojen, ısı depolama gibi çok farklı teknolojilerin olduğunu belirten Uğurel, tek bir teknolojiye bağımlı bir sürecin kurgulanmaması gerektiğini vurguladı.
Uğurel, konuşmasının sonunda dikkat çeken bir öneri paylaşarak, bugüne kadar yaklaşık 30 kez değişikliğe uğrayan lisanssız elektrik üretimi modelinin belirli bir “adil geçiş” takvimiyle tamamen sonlandırılabileceğini ifade etti. Gelecekte sadece gerçek öz tüketim ve lisanslı üretim modellerinin yer aldığı, uluslararası uygulamalarla uyumlu daha sade bir piyasa yapısına geçilmesi gerektiğini söyledi.