Ne arıyorsunuz?

İklim Krizi Küresel Ekonomide Yeni Bir Risk Dönemi Başlattı

Küresel iklim değişikliği, aşırı hava olaylarını tetikleyerek dünya genelinde hem ekonomik hem de sosyal sistemleri ciddi bir kırılma noktasına getiriyor. Almanya’daki Ren Nehri’nde yaşanan su seviyesi düşüşü, Fransa’daki nükleer santrallerin operasyonel zorlukları ve dünya genelindeki orman yangınları, mevcut altyapıların değişen iklim koşullarına uyum sağlamakta yetersiz kaldığını gösteriyor. El Niño döngüsünün etkisiyle artan sıcaklıklar, sigorta sistemlerindeki finansal açıkları derinleştirirken, özellikle gelişmekte olan ülkelerin iklim krizine karşı savunmasızlığını gözler önüne seriyor. Bu durum, risklerin doğru ölçülmemesi ve fiyatlandırılmaması halinde faturanın en zayıf halkalara kaldığı bir tabloyu ortaya koyuyor.

Son dönemde yaşanan aşırı sıcaklar, sessiz bir afet olarak can kayıplarını artırıyor. Robert Koch Enstitüsü verilerine göre, Almanya’da sadece bir yaz döneminde sıcak kaynaklı ölümlerin 15 bin seviyesini aştığı tahmin ediliyor. Benzer şekilde, Nepal’de buzul kopması sonucu yaşanan felaketler ve Avrupa genelinde son yirmi yılın ortalamasının iki katına çıkan orman yangınları, iklim krizinin etkilerinin artık “istisna” değil, yeni bir normal haline geldiğini kanıtlıyor.

Ekonomik açıdan bakıldığında, Munich Re verileri 2026 yılının ilk yarısında doğal afetlerin 112 milyar dolarlık bir zarara yol açtığını, ancak bu zararın yalnızca 44 milyar dolarının sigortalı olduğunu gösteriyor. Bu durum, sigorta kapsamının yetersizliğini ve bireylerin veya devletlerin beklenmedik maliyetlerle karşı karşıya kaldığını ortaya koyuyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde sigortalılık oranlarının düşüklüğü, iklim değişikliğinin yarattığı finansal yükün adil olmayan bir şekilde dağıldığını gösteriyor.

Türkiye özelinde de durum benzer bir hassasiyet taşıyor. İstanbul barajlarındaki doluluk oranlarının düşüşü ve orman yangınlarının uzun vadeli ortalamasının yükselmesi, su yönetimi ve afet hazırlığı planlarının güncellenmesi gerektiğini işaret ediyor. Zorunlu deprem sigortasının yaygınlığına rağmen, sel ve yangın gibi risklerin kapsam dışında kalması, hane halkı için ciddi bir finansal belirsizlik yaratıyor.

Uzmanlar, kurumların ve bireylerin “bizim başımıza gelmez” yaklaşımını terk etmesi gerektiğini vurguluyor. Altyapı yatırımlarının geçmişin verilerine göre değil, geleceğin iklim projeksiyonlarına göre tasarlanması, risklerin haritalanması ve sigorta poliçelerinin kapsamının genişletilmesi, krizin etkilerini yönetebilmek için hayati önem taşıyor. Ölçülemeyen ve fiyatlandırılamayan riskler, toplumun en kırılgan kesimlerini korumasız bırakmaya devam ediyor.

KAYNAK