Avrupa güneş enerjisi pazarında rekabetin kuralları köklü bir değişime uğradı. Artık güneş paneli alımlarında yalnızca fiyat değil, ürünün menşei ve tedarik zinciri kritik bir belirleyici haline geldi. Özellikle Çin menşeli ürünlere karşı uygulanan kısıtlamalar, Türkiye’deki güneş enerjisi sektörünü iki farklı kulvara ayırdı. Hücre üretimini kendi bünyesinde gerçekleştiren entegre üreticiler bu yeni dönemde Avrupa pazarında önemli bir fırsat yakalarken, sadece montaj yapan firmalar hem ihracat pazarlarında daralma hem de iç piyasada artan rekabet baskısıyla karşı karşıya kaldı.
Avrupa’nın güneş enerjisi ihalelerinde başlattığı bu yeni dönem, İtalya’daki bir ihale ile somutlaştı. İtalyan hükümeti, 1 megavat üzerindeki projelerde Çin menşeli güneş paneli, güneş hücresi ve invertör kullanımını dışlayarak, Çin dışı menşeli ürünlere daha yüksek fiyat ödemeyi kabul etti. Bu durum, Hindistan gibi ülkelerin Avrupa pazarına giriş planlarını hızlandırırken, Türkiye için de stratejik bir yol ayrımını beraberinde getirdi.
Sektördeki entegre üreticiler, coğrafi yakınlık ve hızlı teslimat avantajlarıyla Avrupa’daki bu “Çin dışı kota” fırsatından yararlanma potansiyeline sahip. Buna karşılık, hücreyi ithal ederek panel montajı yapan yaklaşık kırk firma için süreç zorlaşıyor. Avrupa Birliği’nin 2026 ve 2027 yıllarında devreye almayı planladığı Sanayi Hızlandırıcı Yasası ve kamu alımlarına yönelik yeni düzenlemeler, sadece ürün menşeini değil, aynı zamanda ticaret anlaşmalarını da ön plana çıkarıyor. Türkiye’nin Gümrük Birliği kapsamında kamu alımları konusunda yaşadığı belirsizlikler, bu firmaların gelecekteki ihale süreçlerine katılımını riske atıyor.
İç pazarda ise durum, lisanssız üretimdeki saatlik mahsuplaşma düzenlemeleri ve artan girdi maliyetleriyle daha da karmaşıklaşıyor. İhracat kapısı daralan montajcı firmaların iç pazara yönelmesi, arz fazlası nedeniyle fiyat savaşlarını tetikleme riski taşıyor. Uzmanlar, yerli üreticilerin sadece fabrika kurmaya odaklanmak yerine; karbon ayak izi doğrulaması, hücre menşeinin belgelenmesi ve tedarik zinciri izlenebilirliği gibi alanlarda hızlı adımlar atması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, Türkiye’nin AB ile kamu alımları konusundaki çerçevesini netleştirmesi ve yerlilik tanımını “yerli katkı oranından” “izlenebilirliğe” kaydırması, sektörün geleceği açısından hayati önem taşıyor.