Ne arıyorsunuz?

Avrupa Çelik Sektöründe Hidrojenle Yeşil Dönüşüm Yarışı

Avrupa, küresel co2 emisyonu miktarının yaklaşık yüzde 9’undan sorumlu olan çelik endüstrisini karbonsuzlaştırmak için büyük bir dönüşüm süreci yürütüyor. İsveç merkezli Hybrit ve Stegra gibi girişimlerin öncülük ettiği bu yarışta, geleneksel kömür kullanımı yerine hidrojen tabanlı doğrudan indirgeme ve elektrikli ark ocakları tercih ediliyor. Hedef, emisyonları yüzde 80 oranında azaltmak olsa da yüksek elektrik maliyetleri, yetersiz altyapı ve Çin ile rekabet gibi ciddi engeller aşılmayı bekliyor. Avrupa Birliği’nin karbon tahsislerini kademeli olarak kaldırmasıyla birlikte çelik üreticileri, ya temiz teknoloji yatırımı yapacak ya da ağır emisyon maliyetleriyle karşı karşıya kalacak.

Bu endüstriyel devrimin merkezi, Kuzey Kutup Dairesi’nin hemen güneyindeki İsveç kenti Luleå olarak öne çıkıyor. Bölge, 19. yüzyılın kömür odaklı Pittsburgh’una benzer bir hareketlilik yaşasa da bu kez odak noktasını sürdürülebilirlik oluşturuyor. Geleneksel yöntemlerle üretilen her bir ton çelik 1,8 metrik ton co2 emisyonu salarken, yenilenebilir enerjiyle desteklenen hidrojen tabanlı üretimde bu rakam 0,4 tona kadar düşüyor. LKAB, SSAB ve Vattenfall ortaklığıyla kurulan Hybrit, 2020’den bu yana pilot tesisinde bu dönüşümü test ederken; Stegra girişimi ise Boden yakınlarında ticari ölçekli operasyonlara hazırlanıyor. Bölgenin sahip olduğu bol hidroelektrik gücü ve demir cevheri madenlerine yakınlığı, bu projeleri stratejik olarak avantajlı kılıyor.

Avrupa liderliği hedeflerken küresel rekabet de hız kazanıyor. Çin, Zhanjiang şehrinde dünyanın en büyük hidrojen yakıtlı demir üretim tesisini işletmeye alarak önemli bir adım attı. Amerika Birleşik Devletleri tarafında ise temiz hidrojen projelerine yönelik federal desteklerin kesilmesiyle SSAB gibi devler planlanan teşviklerden çekilmek zorunda kaldı. Buna karşın Almanya ve Norveç gibi Avrupa ülkeleri, yüksek yenilenebilir enerji maliyetlerine rağmen karbonsuzlaşma hedeflerinden geri adım atmıyor. Ancak yeşil hidrojenin fosil yakıtlara göre iki kat daha pahalı olması ve gerekli boru hattı altyapısının henüz kurulmamış olması, hem üreticileri hem de yatırımcıları tereddütte bırakıyor.

Endüstri uzmanları, üretim maliyetlerini düşürmek adına çelik üretiminin ilk aşamalarının gelecekte Avustralya, Brezilya veya Kanada gibi yenilenebilir enerjinin daha ucuz olduğu bölgelere kayabileceğini öngörüyor. Bu senaryo, AB çelik endüstrisine bağlı 300 bin istihdamı tehdit ederken, Almanya gibi çelik üretimini milli kimlik ve sanayi güvenliğinin bir parçası olarak gören ülkelerde siyasi bir risk oluşturuyor. Öte yandan, dünyadaki yüksek fırınların yüzde 70’inin 2030 yılına kadar kapsamlı bir bakıma girmesi gerekiyor. Bu fırınların eski yöntemlerle yenilenmesi, yirmi yıl daha milyonlarca ton co2 emisyonu salınması anlamına geleceği için önümüzdeki birkaç yıl sektörün kaderini belirleyecek. SSAB, 2029’da faaliyete geçecek dev tesisiyle 2032’ye kadar İsveç’in en büyük karbon kaynağı olan geleneksel fırınlarını kapatmayı hedefliyor.