Türkiye, lisanssız elektrik üretiminde devrim niteliğinde bir değişikliğe giderek aylık mahsuplaşma sisteminden saatlik mahsuplaşmaya geçiş sürecini resmen başlattı. 1 Mayıs 2026 itibarıyla yürürlüğe girecek olan bu düzenleme, özellikle 12 Mayıs 2019 sonrasında bağlantı çağrı mektubu alan ticari ve sanayi tesislerini doğrudan etkileyecek. Bu kritik hamle, güneş enerjisi yatırımlarının finansal modellerini kökten değiştirirken, sektörde öz tüketimin ve enerji depolama çözümlerinin ön plana çıktığı yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Ancak geriye dönük uygulama ve yatırımcı güveni konusundaki tartışmalar, sektörün geleceğine dair soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.
Yeni düzenlemenin temelinde, elektrik üretim ve tüketim verilerinin artık her saat dilimi için ayrı ayrı netleştirilmesi yatıyor. Mevcut sistemde yatırımcılar, gündüz ürettikleri fazla enerjiyi gece tükettikleriyle ay sonunda mahsup edebiliyorken; yeni dönemde bir saat içindeki üretim fazlası başka bir saate taşınamayacak. Bu durum, şebekeyi bir depolama aracı gibi kullanma imkanını ortadan kaldırarak, tesis sahiplerini enerjiyi ürettikleri anda tüketmeye veya batarya sistemlerine yatırım yapmaya zorluyor. Mesken aboneleri ve 2019 öncesi tesisler ise şimdilik bu uygulamanın dışında tutularak mevcut haklarını korumaya devam edecek.
Teknik altyapı tarafında ise Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), Milli Akıllı Sayaç Sistemi (MASS) ile kapsamlı bir dönüşüm planlıyor. 2026 sonuna kadar yaklaşık 4 milyon sayacın akıllı versiyonlarla değiştirilmesi hedeflenirken, lisanssız üretim tesisleri bu değişimde öncelikli grupta yer alıyor. Sektör uzmanları, saatlik mahsuplaşma ile birlikte Enerji Yönetim Sistemleri (EMS) ve Batarya Enerji Depolama Sistemleri (BESS) kullanımının artık bir tercih değil, zorunluluk haline geleceğini vurguluyor. Özellikle endüstriyel kullanıcıların, üretim süreçlerini güneş paneli verimliliğinin zirve yaptığı öğle saatlerine kaydırması kritik bir strateji olacak.
Düzenlemenin ekonomik yansımaları ise yatırımcılar arasında endişe yaratıyor. Yapılan analizlere göre, saatlik sisteme geçişle birlikte bazı güneş enerjisi santrallerinin yıllık nakit akışlarında %19’dan %50’ye varan oranlarda kayıplar yaşanabileceği öngörülüyor. Sektör temsilcileri, özellikle 2019-2026 yılları arasında yatırım yapmış olan işletmelerin fizibilite hesaplarının bozulacağına ve kredi geri ödeme planlarının risk altına gireceğine dikkat çekiyor. Avrupa örneklerine bakıldığında, Danimarka’nın benzer bir ani geçiş sonrası pazar daralması yaşadığı, Polonya’nın ise mevcut yatırımcıları korumak adına 15 yıllık bir geçiş süreci tanıdığı görülüyor.
Türkiye’nin 2035 yılı için belirlediği 76 bin 900 MW’lık güneş enerjisi kapasite hedefine ulaşması için yatırım ortamının öngörülebilir olması büyük önem taşıyor. Sektör paydaşları, saatlik mahsuplaşmanın şebeke dengesi açısından doğru bir adım olduğunu kabul etmekle birlikte, “oyun sürerken kural değiştirilmemesi” gerektiğini savunuyor. Özellikle fazla enerjinin bedelsiz olarak sisteme verilmesi yerine, makul bir tazminat modeli geliştirilmesi ve batarya yatırımlarına yönelik teşviklerin güçlendirilmesi, enerji dönüşümünün sürdürülebilirliği için acil ihtiyaçlar olarak öne çıkıyor.
Bloomberg Business Türkiye özel haberini okumak için yukarıdaki PDF ikonuna tıklayabilirsiniz.