Şebekenin “Ferrari”si Bataryalar ve Enerji Dönüşümünün Yeni Yol Haritası

Vestel sponsorluğunda gerçekleşen SolarVizyon etkinliğinin ikinci oturumu, enerji depolama teknolojileri, şebeke altyapısı ve yurtdışı yatırım fırsatlarına odaklandı. Sektör liderleri, yenilenebilir enerjinin şebekeye entegrasyonunda yaşanan darboğazları ve bataryaların dönüştürücü gücünü masaya yatırdı.

“Bataryalar Şebekenin Ferrari’sidir”

Vestel Mobility İş Geliştirme Müdürü Alper Çetin, şirketin 30 milyon cihaz üretimi ve 3.8 milyar dolarlık cirosuyla bir teknoloji devine dönüştüğünü belirterek, yeni stratejik odaklarının otomotiv elektroniği, elektrikli araç şarj istasyonları ve batarya sistemleri olduğunu vurguladı. Türkiye’deki elektrikli araç şarj istasyonu pazarının %65’ine sahip olduklarını belirten Çetin, batarya teknolojilerinin sürdürülebilirlik için vazgeçilmez olduğunu ifade etti.

Yenilenebilir enerji santrallerinin şebekede yarattığı dengesizliklere dikkat çeken Çetin, bataryaların değerini şu çarpıcı metaforla özetledi: “Biz bataryaları şebekelerde artık Ferrari olarak görüyoruz. Bunlar birçok hizmeti üst üste koyan, değer istiflemesi yapan mekanizmalar”. Çetin ayrıca, Kaliforniya örneğini vererek, üretilen fazla enerjinin “kısıntı” (curtailment) nedeniyle boşa gitmemesi ve iklim hedeflerine ulaşılması için depolamanın zorunlu olduğunu belirtti

Yollardaki Gizli Enerji Deposu: Elektrikli Araçlar

Pilder Yönetim Kurulu Başkanı Kadem Usta, ektördeki maliyet düşüşlerine dikkat çekti. Son 10 yılda batarya maliyetlerinin 800 dolarlardan 100 dolar/kWh seviyelerine gerileyerek %80 oranında düştüğünü belirten Kadem Bey, bu durumun depolama yatırımlarını çok daha uygulanabilir hale getirdiğini açıkladı.

Türkiye’de 20 batarya üreticisinin faaliyet gösterdiğini ve sektörün yaklaşık 20 GWh üretim kapasitesine ulaşmak üzere olduğunu vurgulayan PİLDER Başkanı, elektrikli araçların (EV) şebeke için devasa bir potansiyel taşıdığını söyledi. Türkiye yollarındaki 80 bin TOGG ve toplamdaki 330 bin elektrikli aracın bataryalarının yaklaşık 15 GWh’lık bir “mobil depolama” kapasitesi oluşturduğunu belirten Kadem Bey, bu kapasitenin akıllı şebeke yönetimiyle sisteme entegre edilebileceğine işaret etti.

Şebeke Gerçekleri: “Kağıt Üzerinde 70 GW Bekliyor”

Mensis Yönetim Kurulu Üyesi Vahap Atalay, Türkiye’nin elektrik şebekesindeki kapasite durumunu ve modernizasyon ihtiyacını verilerle ortaya koydu. Türkiye’nin kurulu gücünün 121.000 MW’a ulaştığını ve yenilenebilir enerjinin payının %62’yi geçtiğini belirten Vahap Bey, sektördeki en kritik darboğazı şu sözlerle açıkladı: “Şu anda rüzgar ve güneş için tahsis edilmiş ancak henüz devreye alınmamış yaklaşık 70.000 MW’lık (70 GW) bir kapasite bulunuyor”

Şebekenin modernizasyonu için kapsamlı bir “Master Plan” çağrısında bulunan Mensis Enerji yetkilisi, dijitalleşme, yapay zeka ve HVDC hatları gibi yeni teknolojilerin kullanımının şart olduğunu ifade etti. Ayrıca tedarik zincirindeki aksamalara dikkat çekerek, basit bir kesici ekipman için bile teslim sürelerinin 80 haftayı bulabildiğini belirtti. Vahap Bey, sorunların çözümü için kamu, özel sektör ve STK’lar arasındaki diyalog zemininin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Yurtdışı Yatırımcılarına Altın Tavsiyeler

IC Enterra CEO’su Cem Aşık, Türk enerji şirketlerinin yurt dışına açılma stratejilerini değerlendirdi. Küresel enerji yatırımlarının 3.3 trilyon dolara ulaştığını belirten Aşık, yatırımcılara “tek bir ülkeye odaklanmaları” ve “yerel ortaklarla çalışmaları” tavsiyesinde bulundu.

Cem Aşık, potansiyel pazarları şu şekilde analiz etti:

Batı Avrupa: Bürokrasinin ağır ve yerel yönetimlerin çok güçlü olduğu, ancak yeşil enerji desteklerinin sürdüğü güvenli bir liman.
Doğu Avrupa: Romanya gibi ülkelerin popüler olduğu ancak regülasyon risklerinin bulunduğu ve çok fazla oyuncunun olduğu bir bölge,.
ABD: Enflasyonu Azaltma Yasası (IRA) teşviklerinin sonuna gelindiği, eyalet bazlı karmaşık kuralların işlediği zorlu bir pazar.

Konuşmasını geleceğe dair bir vizyonla tamamlayan Aşık, su kıtlığının küresel bir sorun olacağını ve deniz suyundan su üretimi (desalinasyon) gibi enerji yoğun süreçlerin yenilenebilir enerji sektörü için yeni bir fırsat alanı yaratacağını belirtti.