Türkiye Enerji Depolamada Bölgesel Güç Olabilir Mi?

Türkiye, 2035 yılına kadar yenilenebilir enerji kapasitesini 120 GW seviyesine çıkarma hedefi doğrultusunda enerji depolama sistemlerini stratejik bir merkez üssü haline getirmeyi planlıyor. “Enerjinin Geleceği ve Depolama Kongresi”nde vurgulandığı üzere, 34 GW’lık kapasite tahsisi ve yerli batarya üretimiyle enerji ithalatının yıllık bazda 70 milyar dolar seviyesinden aşağı çekilmesi hedefleniyor. Şebeke güvenliğini artıracak bu hamleyle Türkiye, sadece enerji tüketen değil, aynı zamanda depolama teknolojileri ihraç eden bölgesel bir güç olma yolunda ilerliyor.
Küresel ölçekte enerji sistemleri köklü bir değişimden geçerek “elektrik çağına” adım atıyor. Yapay zeka veri merkezleri, elektrikli araçların yaygınlaşması ve artan klima kullanımı nedeniyle elektrik talebinin, genel enerji talebinden yaklaşık altı kat daha hızlı büyüyeceği öngörülüyor. Dünya genelinde yeni kurulan enerji santrallerinin yaklaşık yüzde 90’ını rüzgar ve güneş paneli odaklı yenilenebilir kaynaklar oluştururken, bu kaynakların kesintili üretim yapısı güçlü bir depolama altyapısını zorunlu kılıyor. Batarya üretiminin büyük bir kısmının tek bir coğrafyada yoğunlaşması arz güvenliği risklerini beraberinde getirirken, Türkiye sanayi kapasitesiyle bu alanda küresel bir alternatif merkez olma potansiyeli taşıyor.
Ulusal Enerji Planı çerçevesinde Türkiye, enerji iletim hatlarını 90 bin kilometreye ulaştırmayı ve yüksek gerilim doğru akım (HVDC) teknolojisini ilk kez devreye almayı hedefliyor. Özellikle Taşeli ile İstanbul arasında kurulması planlanan 4 GW kapasiteli HVDC hattı, enerjinin çok uzak mesafelere en düşük kayıpla taşınmasına imkan tanıyacak. Baz yük ihtiyacını karşılamak adına nükleer enerji ve küçük modüler reaktörlerin sisteme dahil edilmesi planlanırken, depolamalı tesislerde yerli aksam desteğinin 10 yıla çıkarılması yerli sanayiyi teşvik eden en önemli adımlardan biri olarak görülüyor.
Sektördeki yatırımların hız kazanması için “Süper İzin” mekanizmasıyla bürokratik süreçlerin sadeleştirilmesi hedeflense de yatırımcılar vergi yükleri ve maliyet kalemlerinde ek düzenlemeler bekliyor. Depolama sistemlerinin ekonomik olarak sürdürülebilir kalabilmesi için sadece fiyat farklarından yararlanılan arbitraj gelirlerine değil, esneklik piyasalarına da odaklanılması gerektiği ifade ediliyor. Türkiye’nin yıllık 20 GWh kapasiteye ulaşan batarya üretim gücü, lityum batarya ihracatında ciddi bir ivme yakalamış durumda ve bu durum yerli üretim stratejilerini güçlendiriyor.
2026 yılından itibaren projelerin yoğun bir şekilde devreye girmesiyle birlikte, depolamalı yenilenebilir enerji projelerinin pik saatlerdeki yükü hafifleterek geleneksel santrallere olan ihtiyacı kademeli olarak azaltması bekleniyor. Bu dönüşümün başarısı, serbest piyasa mekanizmalarının etkin çalışmasına ve depolamanın stratejik bir varlık olarak görülmesine bağlı. Bu eşiğin aşılmasıyla Türkiye, enerjiyi sadece kullanan değil, teknolojisini üreten ve yöneten bir bölgesel güç konumuna yükselecek.

